18 Temmuz 2005

Hamdolsun

Rabbime sonsuuuz kez hamdolsun sevgili günlüğüm.
Bugün okula gittim, BAİHL'ye... Ah ne güzeldi anlatamam sana. Ne bir "yüreğimi sıkıştıracak" vardı orada ne de beni üzen başka bir şey. Serinlik vardı, esenlik vardı. Biraz yorgunluk vardı sanki sevgili günlüğüm, öyle bir savaştan ya da ne bileyim yani büyük bir etkinlikten sonra bir salonun durumu gibiydi BAİHL.
Yener hocam, İdris Bey ve tabii ki Alaaddin Koloğlu da oradaydılar. Güzel bir sohbetimiz oldu. Yener Bey hocam -çoğu zaman olduğu gibi- espritüeldi yine.
- Hayırdır Abdurrahman? Hangi rüzgâr attı seni?
- Hava da sıcak ama bilmiyorum inanın hocam, kuvvetli bir rüzgâr olmalı..

Alaaddin Bey
- Yahu daha evlenemediniz mi? Daha bu sene mezun olanlar bile sizden daha açık gözlü. 3 Temmuz'da birini evlendirdik, hafızdı ve siz mezun olurken Hazırlık'taydı. Kendisinden bir sene önce mezun olan bir kızımızla evlendirdik. Siz niye evlenmiyorsunuz?
- Yani hocam kem küm, işte hani bilirsiniz, ne bileyim yani hocam belki de haklısınız; yeni mezunlarınız daha açık gözlüdür.
Tabii sevgili günlüğüm, içimdekileri söyleyemedim çoğu zaman olduğu gibi. Belki çok da önemli değildi zaten söylemem.

İdris Bey, getirdiğim CD'yi virus taramasından geçirdi :) daha sonra baktı içine. Şaşırdı/sevindi filan derken;
- Eee hocam ne de olsa eski öğrenciler! deyiverdim.
- Eski meyen öğrenciler, dedi.

Öyle yani. Sevgili günlüğüm, iyi oluyormuş arada bir gitmek, görmek. Ne de olsa şöyle-böyle derken yıllar geçiverdi/geçiveriyor/geçiverecek!
Okuldaki son senemi geçirdiğim sınıfım açık maviye boyanmış sevgili günlüğüm ki görebilsen, ne kadar da iç açıcı.

Yani öyle kısaca işte. Son son bir ekmek arası domates-peynir ve bir dilim de kavun yedikten hemen sonra, yıllar yılı tırmandığım "eşek çatlatan" diye de tabir edilen bayırlardan aşağı salıverdim kendimi.

Kısacası;
güzel oluyor...
18.07.05/15:40

Etraf Mutluluk Kaynıyor…

Kimine göre üstün bir başarı…

Kimine göre aya ulaşmanın verdiği hafiflik…

Kimine göre hayallerin ötesine ulaşmak…

Kimine göre şan…

Kimine göre şöhret…

Kimine göre çok para…

Kimine göre bekleyip durduğu bir şey… ama kendisi bile bilmiyor o şey ne…!



Sürekli mutsuz olduğundan bahseden son danışanımla yaptığım görüşmede aklıma geldi sizlerle de bu konuyu paylaşmak…

Seanslarda en çok bunu konuşuyoruz…

Eğitim ve kültür seviyesi farklı olsa da her insan, kendisine “mutluluk” buldurayım diye geliyor…

Düzenli terapötik ilişkiyle buluyorlar da nitekim…



Herkes kendisine bir mutluluk resmi çizmiş sevgili dostlar… onun peşinde koşturup duruyor… gün geliyor… yakalıyor… mutlu oluyor… sonra birden huuupppp… uçup gidiyor mutluluk… nereye? Başka limanlara…

Sonra başka bir hedef belirliyor kişi… onun peşinde koşturuyor uzun zaman… elinden geleni yapa yapa… sonunda kavuşacağı mutluluğu bekleye bekleye…

…yakalıyor birden… ya iyi bir işti beklediği… ya babasının mirasındaki kendi payına düşen arsa… ya annesinden kalan ev… ya yıllardır beklediği kariyer… ya o peşinden aylarca koştuğu, bir gülüşü için dünyayı feda edeceğini zannettiği sevgili…

…gün geliyor… yakalıyor… sonra ne oluyor? Geçen kısa bir süreyle gerçek mutluluğun bu olmadığını anlıyor…



Şimdi sizlere terapötik bir mutluluk tanımı yapmak lazım bence…

Nedir bu mutluluk?

Ali’nin peşinden koştuğu Ayşe mi? Ya da Serkan Bey’in beklediği mevki…?

Herkese göre başkadır mutluluk sevgili dostlar…

Herkesin kendisini göre tanımladığı bir mutluluk resmi mutlaka vardır. Kimileri bu resmin farkındadır… kimileri değildir… ama o resim herkesin zihninde vardır…

Peki bu resim herkeste varsa niçin herkes mutlu olamıyor…?



İnsanlar eğer, adına mutluluk dedikleri şeyi, gökyüzüne çıkarırlarsa… ulaşamayacakları yere koyarlarsa, yakalanması zor bir nesne haline gelir…

Hatta mutluluğu çerçevelerlerse, adını koyarlarsa daha da zorluk çekerler…

Çünkü mutluluk denilen şey, şekli şemali olan bir obje değil ki resmedilsin…!

Masa değil… kaşık değil… koltuk değil… araba değil… eş değil… nesnel ve gösterilebilir bir yanı yok… tam da bu nedenle bir yerlere, bir şeylere, birtakım süreçlere mahkum edilmemelidir…

Ve mutlulukla ilgili en çok yapılan tipik hata şudur:

İnsanlar zannediyorlar ki mutluluğu bir yakalarlarsa, bir daha hiç mi hiç onu ellerinden bırakmayacaklar… sımsıkı sarılacaklar… geri kalan hayatlarında asla üzülmeyecekler…



Bunların tamamı hurafe sevgili dostlar…

İnsan duygularıyla yaşayan bir varlıktır. Duyguların çeşitli olması, gün içinde bazılarının yer değiştirerek yaşamasından ibarettir. Bir şey gelecek diye anında öbür duygu hoooppp diye uçup bir yerlere gitmez…



Aslına bakılırsa, “Ne istiyorum?”un cevabını bulamayan insanların yaşadığı zorluktur mutluluğu yakalayamamak… çünkü kişi ne istediğini bilmiyordur. Kendisi için, hayatı için neler yapması gerektiğini de…

Sorun kendinize lütfen… hadi şöööyyyle koltuğunuza yaslanın ve sorun… ama lütfen yazının gerisini okumadan önce bu soruyu kendinize sorun…

“Kendim için ne istiyorum…?


[Burada es veriyoruz… :) ]




Cevaplar geldi mi…?

Nasıl cevaplar verdiniz kendinize…?

İyi bir iş istiyorum…? İyi bir eş istiyorum? İyi bir üniversite kazanmak istiyorum…? Hayırlı evlatlar istiyorum…? … ????

…hep geleceğe yatırım yapan cevaplar değil mi?



Peki, kaçınız hemen bir dakika sonrası için bir şey istedi…?

…guruldayan karnımı doyurmak istiyorum…

…susayan dilimi hemen ıslamak istiyorum…

…köşedeki marketten dondurma almak istiyorum…

…aşağıya parkeden arabaya şöyyyle bir göz atmak istiyorum…

…ağlayan gözlerimin sularını silmek istiyorum…

…içerde avaz avaz bağıran eşimin susmasını istiyorum…

…vs…vs…vs…

…kaçımız hemen yakın gelecek için bir şeyler istedi??



İşte sevgili dostlar… gelecek için bir şeyler isterken, birkaç dakika, birkaç saat sonrası için bir şeyler istemeyi hepimiz unutur olmuşuz maalesef…

Zannediyoruz ki –evet bu kesin olarak bir zan- isteme fiili devreye girince, hep uzun vadede şeyler hayal etmeliyiz…

Oysa ne ilgisi var…? uzun süre sonrasını hayal ederken, burnumuzun dibindeki ulaştıklarımızı bir türlü göremiyoruz… sanki onlar bizim isteğimiz değilmiş gibi…

Tüm bunların mutlulukla ne ilgisi var diyenler için devam ediyorum…

Çok ilgisi var… insanı ilgilendiren her bir kavramın, her bir eylemin birbiriyle hep bir ilgisi vardır zaten…

Ne istediğini bilen insanlar, “ne istiyorum”un cevabını kısa vade için de verebilen insanlar, genel profilde daha mutlu insanlar oluyor…

Çünkü yıllarca bir şeye ulaşmaları için bekleyip durmaları gerekmiyor. Kendisine vermek istediği hediyeyi veriyor ve mutluluk kavramını abartmıyor…

Diyelim ki karnı açtı… doyurdu… mutlu hissediyor kendisini… o sırada patronu azarladı… üzülüyor… mutfağa geçip bir çay alıyor eline… yudumlarken üzüntüsünü atabiliyor…

Duygular araba tekerleğinin her noktasının yer değiştirmesi gibi birbirini hızla takip eder çünkü… biri gider biri gelir…

Yeryüzünde mutlu olmak ve artık hiçbir şeye üzülmemek diye bir durum kimse için asla yoktur sevgili dostlar…

Üzüntüler ve can sıkıcı olaylar elbet olacaktır… önemli olan onlarla baş etmeyi bilmek ve yerine farklı bir duyguyu oturtabilmektir.



Ünlü bir manken hatırlıyorum… yıllarca mutluluğu aradığını söyleyip duruyordu… bir türlü mutlu olamadığını anlatıyordu her yerde…

Bir gün anne oldu…kendisiyle röportaj yapan gazetecilere söylediği cümle hala aklımda:

“Anne olduktan sonra mutluluğu tanımı değişti…” diyordu… ve ekliyordu… “Önceden daha uzaktı mutluluk… çok abartı yerlere yerleştirmişim onu… şimdi mutluluk dibimde… çocuğum gazlanınca canı yanıyor… gaz çıkarıyor… rahatlıyor… o anda dünyanın en mutlu insanı ben oluyorum… mutluluğun bir bebeğin gazında olduğunu söyleselerdi eskiden, hayatta inanmazdım…”

Buradaki espri güncel olmak… günü yakalamak… ufuklara ertelemeler yapmamak… yakını görmekle ilgili… ve dokunsallıkla… duyguyla ilgili… insan olmakla ilgili… insanın içindeki karanlığı, aydınlığa çevirebilmesiyle ilgili…

Yarım saat içinde yetişmem gereken bir konferans öncesi, bu yazıyı hazırlayabildiğim için inanamayacağınız kadar mutluyum :)


Böyle bir pencereden bakınca etraf mutluluk kaynıyor bence…

Etraf mutluluk kaynıyor dostlar… mutluluk her yere saçılmış…

Sevgiyle kalın…

(Şimdilik bu kadar yazdım ama bu konuyu ilerde detaylarıyla konuşmaya devam edelim…)

[Mehtap Kayaoğlu - 17 Temmuz 2005 - Haber7]