29 Ağustos 2005

JOHN MAYNARD KEYNES’TEN NEFRETİMİN YİRMİ SEBEBİ


My feelings about Das Kapital are the same as my feeling about
Koran.
(…)
How could either of these books carry fire and sword round half the world?

John Maynard Keynes

By a coincidence he was born in 1883, in the very year that Karl Marx died. But
the two economists, who thus touched each other in time, although each was to
exert the profoundest influence on the philosophy of the capitalist system,
could hardly have differed from each other more. Marx was bitter, at bay, heavy
and disappointed; as we know, he was the draftsman of Capitalism Doomed. Keynes
loved life and sailed through it buoyant, at ease, and consummately successful,
to become architect of Capitalism Viable.

Robert L. Heilbroner



… he shows you how far a man can go who has absolutely no intelligence whatever.

Ludwig Wittgenstein




La réalité économique est une réalité psychique ou plus exactement une réalité
de comportement.

Robert Marjolin



Policy can be ‘non-Keynesian’ without being ‘monetarist’; and it can be
‘Keynesian’ without being inflationist.

Robert Skidelsky

………………………………………….

il y a des millions de sourds les dents serrées

il y a le sang qui commence a peine à couler

il y a la haine et c’est assez pour espérer.

Pierre Emmanuel



Hate is not the opposite of love; apathy is.

Rollo May


5.

Seni dünya gözüyle bir daha görmek! Bunu da nereden çıkardın?

İçimde boşuna arama bulamazsın böyle bir isteğin kırıntısını

Bilmez idiysen öğren duymadıysa iyi açılsın kulağın

Dünyadaki gözüme çarpmadın sen şimdiye dek

Baktın. Nasıl bakmayı optik okumakla öğrenmedinse

Yaşadın. Hiçbir zaman vesikaya bindirmedin yaşamayı

Kurduğun vaki değil polislerle bir ahbap çavuş ilişkisi

Dudaklarında bir gülümseme yaklaşmadın banka personeline

Kaç litre süt sağdıysan

Sattığının hepsi o kadardı

En beğendikleri pilavda kullanıldı

Senin ayıkladığın pirinç

Alış verişe çıktığın günler

Haddini bildi çarşılar

Esnafı kendine getiren senin suallerindi

Sen arşınlıyorken bambaşkaydı kaldırım

Üstünkörü geçmedi seninle geçirdiğimiz hiçbir saat

Lopsa loptu tartaklanan okşanan rafadansa rafadandı.



Dünyaya ibretle dikeceksin gözü ki ruh doğranıp eksilmesin

Biri sıkıysa çıksın da seyrettiğimi söylesin aval aval olan biteni

Meselâ sen beraberliğimiz boyunca kaval dinlediğime tanıklık edebilir misin

Ah sen yanımda yokken bak bakalım tuz yalamışa benziyor mu dilim

Yüz veririm sanılmasın keşiş yalnızlığının tafralarına

Yoktur seyislerin bilgiç edalarında hevesim

Ne yazıklanma duyuldu benden fokstrot günlerine yetişemediğime

Ne de bir an olsun vaktimi mamboya itirazla geçirdim

Spekülasyon henüz arsa üzerindendi

Akideydi inanca müteallik bir şeydi şeker

Havraydı

Sinagog denilmezdi

Etiyopya oldu çıktı Habeşistan olarak bildiğimiz yer

Hayır seni asla bunların hepsi telefat dünya gözüyle

Bir kez bile görmek istemiyorum acıdım ömrümce

Neler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların haline

Uğruna dağları delmem ummana dalmam atmam ateşe naçiz bedenimi

Kovalamam peşini davet etse bile eteklerin

Hepsi yerin dibine geçsin daüssıla, malihulya, nostalgia

Sen nasıl olsa tıpkı hep olduğu gibi defalarca

Görüneceksin ahret gözüme

Ahret gözüm ağır gözüm bilerek geçirmeyen hazzı kantardan

Azabı bilerek tartmayan yeğni gözüm ahret gözüm miskalle

Zarfıma makineyle 1944 üncü dünya garnizonu İS yazılmış

(İsmet değil İsa da değil İsa’dan sonra)

Zırt pırt ikaz edilmişim ayak uydurmam konusunda

Koca tugay uygun adım atan cilveperest mangaların

Gündem tayini için inhisarına bırakıldıysa

Bileğimi fırsat buldukça tükürükleyip

Şaklatmam mı kimin ağzında düdük varsa

Uyluk kemiğimi bu sebepten kırdılar

Ben de diz çökmedim bahane bu ya



Seni dünya gözüyle bir kez daha görmek isteyen

Biri varsa buna şiir şahittir ben değilim.

[İSMET ÖZEL]

[ http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=310 adresinden alıntı...]

YILMADAN YAP!

Yılmadan yap.
Fırsatı kaçıracağın için değil, önünde yılgınlık göstereceğin
her kimsenin bir zorba veya bir zorba adayı olması yüzünden.
Yılma ki sıcaktan kavrulana gölgen,
suda boğulana elin erişsin.
Önce yap, sonra açıklarsın.
Bilgece yap.
Yani koruyarak, yani için titreyerek,
yani yıkılmasın diye.

Tutkuyla yap.
Sana verilen yaşama gücünü kullan.
Yılmadan, bilgece ve tutkuyla.
(İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri)

2004-2005 BAİHL mezunları, bazı görüşlerim ve BİHMED...

Öncelikle genel sonuç:
Toplamda 54 öğrenci arkadaşımız ÖSS'ye başvurmuş 2004-2005'te BAİHL'den mezun olanlardan.
Bu arkadaşlara ve diğer mezunlara İslâm dolu bir hayat dilemek istiyorum. Çünkü bilindiği üzere bu, iyi dileklerin en üst mertebesi.

54 arkadaşın 42'si Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'ndeki (AÖF) bölümlere yerleştirilmişler. Ağırlıklı olarak İlahiyat Önlisans ve ardından da İşletme tercih edilmiş. Bunun yanı sıra Sosyal Bilimler, Çalışma Ekonomisi, Dış Ticaret, Halkla İlişkiler, Ev İdaresi, Kamu Yönetimi, Maliye de, arkadaşlarımızca AÖF'de tercih edilen bölümler arasında.

Geriye kalan öğrenci arkadaşımızdan 2'si KKTC'deki üniversitelere kaydolmaya hak kazanırken, 4'ü Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'daki İlâhiyat Fakültelerine, 2'si Uludağ Üniversitesi İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği'ne yerleştirilmişler. 1 arkadaşımız İstanbul Üniversitesi'nde İletişim Sanatları ve Reklamcılık okumaya hak kazanırken, 2 öğrenci arkadaşımızdan biri İnşaat diğeri de Halkla İlişkiler meslek yüksek okuluna yerleştirilmişler. Bir arkadaşımız da uzaktan eğitim yöntemiyle öğrenim görülen bir okula yerleştirilmiş...

Hayırlı olsun diyelim. (Ben daha önce, sitedeki çeşitli haberlerde ve başka yerlerde bu konuda çok şey demiştim. Artık bu kadarını söylemeyi yeterli buluyorum.)
Özellikle İlahiyat Fakültelerine yerleştirilen arkadaşlar ve İDÖB'e yerleşenler, umuyoruz ki oturacakları sıraların ve görecekleri öğrenimin "daha bir" hakkını verirler.

Ben 2004-2005 mezunu arkadaşların büyük çoğunluğunun (zorunlu) tercihi olan Açık Öğretim Fakültesi hakkında bilgi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyorum:
Bir defa, AÖF'den mezun olmayı başaranlara verilen diplomada "Açıköğretim Mezunu" İbaresi yer almıyor. Anadolu Üniversitesi'nin örgün eğitim tarzında eğitim vermesi de söz konusu ve örgün bölümünü kazanıp oradan mezun olanlarla aynı diplomanın açıköğretim mezunu öğrencilere de verildiği belirtiliyor.
"Mezun olmayı başaranlar" dedim, çünkü kaydolup da vazgeçen çok öğrenci oluyor. Açıköğtetim'de okumak gerçekten güç bir hadise, çünkü örgün eğitim veren bir okulda değilsiniz ve dolayısıyla ders görmüyorsunuz. Fakat sınavlarda derslerden doğal olarak sorumlu oluyorsunuz. Bu, "derslere ciddi manada çalışmak gerek" anlamı taşıyor. Açıköğretim olduğu ve okula gidilmediği için, bir yerde çalışma durumu da söz konusu olur ise bu defa işler sarpa sarıyor, ders kitaplarına çalışmak ve bir yandan da bir işte çalışmak -hele de alışana dek- çok ağır gelebiliyor.
AÖF, tıpkı ÖSS gibi bir "sektör" halini almış durumda. Hemen hemen bütün derslerin "yardımcı kitap" denen özet bilgiler içeren kitapları, yan kuruluşlarca piyasaya sürülüyor. Açıköğretim kurslarında da bir dersten yardım almak/öğrenim görmek, bazen bir yıllık AÖF harcına denk gelen meblağda ücret ödemekle mümkün olabiliyor...

Örneğin İşletme bölümünde okuyorsunuz. Eğer derslere okulca verilen kitaplardan çalışırsanız (ki bu yöntem zor görülüp çok az tercih ediliyor), o zaman gerçekten İşletme hakkında bilgi sahibi bir birey olabiliyorsunuz. Çok güzel dersler var; Ticaret Hukuku, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Vergi Sistemi, Çeşitli düzeylerde muhasebe bilgileri vs. vs. Borsa nedir, para olgusu, enflasyon, piyasalar ve binbir türlü ekonomik-iktisadi konular hakkında yabana atılamayacak kadar bilgi edinmek mümkün oluyor.
Hem sosyal-ticari ve cari hayatta olan hemen herşey hakkında az-çok bilgi edinmiş ve hem de sınavlarda başarı gösterebilmiş oluyorsunuz. Bu, çok zevkli bir hadise oluyor.
Lâkin düzenli bir şekilde çalışılmadığında, tam bir yük oluyor AÖF.
İHL mezunları -genelde- Matematik'le iyi anlaşabilmenin kendilerine öğretilmediği insanlar olduğundan açıköğretimde İktisat, İşletme gibi bölümlerdeki Matematik'ten sıkılıyorlar. Pek çok arkadaşın bu yüzden okulu bıraktığını biliyorum... Ama "Matematik'le sorunum yok, sadece iyi ders verebilecek bir hocaya ihtiyacım var" diyenlerin işi kolay oluyor, bir kursa giderek ders almak kâfi gelebiliyor geçmek için..

Hâsıl-ı kelâm, AÖF öğrencisiyim diye üzülmemeli, iyi değerlendirmeliyiz. Kendimizi geliştirmeyi başarırsak, aranan insan olabileceğiz demektir. Bu da bizim için okulun iyi bir meyve vermesine yetecektir.


Şimdilik AÖF hakkında söyleyeceklerim bunlar.

Biraz da BİHMED'e değinmek istiyorum.
BİHMED, bastırdığı bir afişle öğrencileri İHL'ye davet ediyor. Bursa'daki İHL'lerin teknik anlamda kusursuz okullar olduklarına vurgu yapılıyor...
Ben bir evlâdın İslâm'ı bilmesinin, onun iyi bir insan olabilmesinin birinci sorumlusunun anne-baba olduğunu düşünüyorum.
Pek çok anne baba, evladını İHL'ye verdiğinde herşeyin hallolacağını sanıyor. Sonuç itibariyle herşeyin hallolması bir yana bazen herşey berbat da olabiliyor.
7 Sene İHL'de okumuş ama Kur'an okumayı bilmeyen, namaz kılmayan öğrencilerimizi nereye koyacağız? Bunların suçlusu/sorumlusu kim?
Anne-babalara, çocuklarını İHL'ye verdikten sonra onlarla daha fazla ilgilenmeleri gerektiği, kayıt esnasında söylenmeli.
Pek çok ailenin evladı İHL'de okumasına/mezun olmasına rağmen, İslâm'a zıt bir yaşam içre. Tamam, herkes İslâm'ı benimsemek zorunda değil elbette, Allah serbest bırakmış. Ama hiç mi kötü koşulların etkisi yok?
Söylemek istediğim şu:
İHL'lere öğrenci yığmaktan ziyade mevcut öğrenciler ihya edilmeli bana göre.
Öğrenciler sistemli bir şekilde derslere motive edilmeli, tatminkâr ödüller eşliğinde ödüllendirilmeli. Çalışılmalı-çabalanmalı.
Artık klasik yöntemlerle çok büyük başarıların elde edilemeyeceği idrak edilip o doğrultuda çalışmalara yapılmalı.
Mezunumuz az olsun ama öz olsun. Aranan insanlar olsunlar, kaliteli insanlar olsunlar. Kültür düzeyi yüksek, hayatla barışık ve başarılı insanlar olsunlar. Güzel hasletlerin sadece okulu tanıtan kâğıtlarda, afişlerde yer aldığı okullar olmasın İmam Hatip'ler..
BİHMED, enerjisini senede bir-iki pilav günü/iftar vs. düzenlemekle yitirmemeli. Çünkü böyle olunca, karşımızda çok soğuk ve işlevsiz bir kuruluş oluyor.
Okullarımızın mevcut imkânlarını daha iyiye taşıma yönünde, öğrencilerin "daha bir öğrenci olabilmeleri" yönünde tüm imkânlar seferber edilmeli.
Bir "burs sistemi" kurularak işe neden başlanmasın?
Bir "aktif başarı ödüllemesi" sistemi neden kurulmasın?
Neden ayda bir, iki ayda bir bütün ihl'lerin katıldığı küçük organizasyonlar düzenlenemesin?
Neden çalışılmasın, çabalanmasın?
Daha aktif, daha işlevsel, daha güzel konumda bir BİHMED olsun istiyorum. BİHMED, gerçek manada Bursa İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği olsun istiyorum. Yoksa sadece oturulup sigara içilen, maç, film, haber; TV izlenen, argo ifadeyle "lak lak edilen" lokaller zaten var. Bunlara ihtiyaç yok! İhtiyacın neye olduğu bellidir, o yönde çalışmalar yapılmalıdır.
Şimdilik bunları söylemekle yetinmek istiyorum.
Sağlıcakla kalınız.
[Abdurrahman Y. 29.08.05]