16 Temmuz 2005

Gerçeklerden Biri...

_____________________________ _____________________________

Sami Yusuf'la Röportaj

Müzikte 2.YUSUF İSLAM
Birçoğunuz müzik kanallarının ‘Top 10’ listesinde bir numara olan klibini izlemiştir. Ya da şehrin ana caddelerinde dolaşırken, “Al Muallim” şarkısına kulak misafiri olmuştur.
Bu şarkıyı dinleyen herkesin ilk izlenimi tanınmış İngiliz şarkıcı Yusuf İslam’ın yeni bir albüm çıkarmış olabileceği, ama bu genç, Yusuf İslam değil. Türkiye’de ve Ortadoğu’da albümü satış rekorları kıran, klibi pop müzik kanallarında bir numara olan yeni bir müzisyen var; Sami Yusuf. 25 yaşındaki genç sanatçı İngiltere’de büyümüş bir Azeri. Bu başarıları sebebiyle Türkiye’den bütün basının görüşme talebinde bulunduğu Sami Yusuf ilk olarak Turkuaz’a konuştu. Sami Yusuf’un kendisi de Türkiye albümünün bu kadar çok ilgi görmesine ve klibinin bir numara olmasına “şok, olduk” diye yorum yapıyor. Sami Yusuf’u Türkiye’ye getiren ve Türkiye distribütörlüğünü yapan Mustafa Demirci, albümü getirirken sevileceğini düşündüğünü, ama bu tarz müziklerin dinleyici profilini aşan, her kesimden insanın ilgisini çekeceğini tahmin etmediğini söylüyor. Klibi müzik kanallarında yayınlatmak için çok zorluk çektiğini anlatan Demirci, Yusuf’un bu başarısını sesine, müziğine ve kliplerinde de canlandırdığı gibi modern Müslüman gençliğini temsil etmesine bağlıyor.

Selamun aleyküm dedikten sonra “Nasılsınız?” diye Türkçe hal ve hatırımızı soran Yusuf'un evinde Azeri Türkçesi konuşuluyormuş. Türkçeyi yüzde 80 anladığını ama konuşamadığını söyleyen Yusuf ile telefon söyleşimiz Türkçe selamlaşma ile başlıyor ve Türkçe vedalaşma ile bitiyor. Söyleşimiz boyunca İslam ve modernizmin el ele yürüdüğüne vurgu yapan genç sanatçı, 11 Eylül sonrasında İslam dünyasının ‘şiddet’ ve ‘geri kalmışlık’ sıfatlarıyla anılmasından büyük üzüntü duyduğunu söylüyor. Her fırsatta Osmanlı mirası sebebiyle Türkiye'nin onun için ayrı bir önemi olduğunu ifade eden genç sanatçı ilk sorumuzla birlikte söze Bismillah'la başlıyor.

Türkiye'de klibiniz pop müzik kanallarında bir numara oldu. Bundan haberdar mısınız?
Türkiye'deki gelişmeleri oradaki arkadaşlarımdan duydum. Bütün İslam dünyasını seviyorum. Ama Türkiye'nin Osmanlı mirası nedeniyle ayrı bir yeri var. Bu nedenle sizinle röportaj yapmak benim için bir onur. Video klibimin Türkiye'deki ve Mısır'daki müzik listelerinde bir numara olacağını tahmin etmemiştim. Çünkü biz bu albümü Batı'da yaşayan Müslümanlar için yaptık. Ve çok şükür ki albümüm buradaki Müslümanlar arasında oldukça başarılı oldu. Fakat Ortadoğu'da ve Türkiye'de bir numara olunca şoke olduk. Bu, benim için bir onur ve böyle bir lütfun içinde olduğum için gurur duyuyorum.

İnsanlar sizi ilk dinlediklerinde ilahi söylediğinizi sanıyor; ama tarzınız ilahi değil. Seküler pop ikonları arasından sıyrılmanızı ve bu zamana kadar onlara hayranlık duyan gençlerin sizin hayranınız olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Evet, müzik tarzım ilahi formatında değil. İlahi söylemenin iyi ya da kötü olduğunu tartışmıyorum burada. Allah'ı anmak için ya da dinî konularda iyi müzik yapmak için illa ilahi söylenmesi gerektiğini düşünmüyorum. Sami Yusuf'un ünlü olmak ya da olmamak gibi bir derdi olamaz. Benim hedefim İslam için bir şeyler yapabilmek ve gençliğin aidiyetlerinden ve dinlerinden gurur duymalarını sağlamak. Şöhret Allah'ın bizler için bir imtihanı. Ben tüm bunları şöhret ya da dünya için yapmıyorum.

Amerika’daki 11 Eylül saldırılarından sonra İslam dünyasına karşı geri kalmışlık vurgusu daha çok yapılmaya başlandı. Siz klibinizde bu bakış açısını yıkmaya çalışıyor gibisiniz; ne dersiniz?
Ben bunu video klibimde vurgulasam da vurgulamasam da İslam güzellik dini. İslam dünyası son zamanlarda geri kalmışlık ve bağnazlık ithamlarıyla yüz yüze geldi. Terör eylemlerini yapanlar azınlık, onlar İslam'ın sesi değiller, İslam'ın üstün çoğunluğunu temsil edemezler. İslam bize Allah'a inanmayı ve iyi insan olmayı tavsiye ediyor. Bu, İslam'ın en temel öğretisi. İslam'ın vahşetten yana bir mesajı yok. Türkler çok iyi bir tasavvuf anlayışına sahip, dine yatkın bir yapıları var. O nedenle bu mesajları çok iyi algılıyorlar. Maalesef insanların handikaplarından biri de şu ki, detaylarda çok fazla boğuluyorlar ve İslam'ın insanlığa temel mesajını unutuyorlar.

İlk albümünüzde yer alan bütün şarkılar Hz. Muhammed'le ilgili. Bunu yaparken neyi amaçladınız?
Müslümanlar Peygamber'imizi tanıyorlar ve seviyorlar. Fakat bazı insanlar O’nun ne kadar muhteşem bir insan olduğundan çok fazla haberdar değiller. Hatta ne yazık ki bazı insanların Peygamber'imizi yanlış anladığını düşünüyorum. Oysa gayrimüslimler bile onu yüceltiyordu. O’nun insanî yönü muhteşemdi, O insanlığın en güzeliydi. Bende bunu anlatmaya çalıştım.

Ailenizin sizin İslamî bakış açınıza katkısı ne oldu?
Ailem Müslüman, fakat çok muhafazakâr değiller. Hepsi çok şükür namazlarını kılıyor. Ben ise onlara göre oldukça muhafazakâr sayılabilirim. Bir ablam ve bir ağabeyim var. Ben en küçükleriyim. Üç ay önce evlendim, eşim bir Alman. Hayat bir yolculuktur ve herkes hayatında farklı aşamalar geçirir. Öncesinde de ara sıra namaz kılmama rağmen, benim uyanışım 16-17 yaşlarımda gerçekleşti.

Bu uyanışınıza sebep olan ne?
En başta Allah'ın hidayeti. Her zaman arayış içinde olan bir insanım ve gerçeğin ne olduğunu anlamaya çalışırım. Hayatımdaki uyanış birçok sebepten kaynaklandı. Elhamdülillah dönüm noktasını 16 yaşındayken yaşadım.

Müzik eğitimi almanızda aileniz mi etkili oldu?
Babamın benim üzerimde çok büyük etkisi var. Babam her zaman benim için çok özel bir insan oldu. O, müzik bestekârı ve şu anda öğretmenlik yapıyor. Aynı zamanda benim de ilk müzik öğretmenim. Çok yetenekli bir insan, sekizden fazla enstrüman çalıyor. Klasik müzik, Arap ve Ortadoğu müziği üzerine çok sayıda çalışması var. Babam dindar birisi. Mesnevi okumayı çok sever ve Mevlana hayranı. Ben de çok çeşitli müzik kurumlarından eğitim aldım; ama müzik bilgimin temelini babam attı. Hem İslamî hem de müzik eğitimi almamda anne ve babama çok şey borçluyum.

Doğulu olup Batı'da yaşayan bir ailesiniz. Geleneklerinizi sürdürüyor musunuz?
Elbette. Gelenek ve kültür bildiğiniz gibi çok önemli iki konu ve İslam'ın parçası. Bir Müslüman, kültürünü sevmeli ve onu devam ettirmeli. İslam, kültürü yok etmek için gelmemiştir. Sadece İslam'a ters olan şeyleri dışlamıştır. Zaten kültürlerin ve geleneklerin çoğu İslam'la çelişmez. Her toplumun kendi gelenek ve kültürü vardır. Bence İslam dünyasındaki bu çeşitlilik İslam için harika bir zenginlik.

Çocukluğunuz İngiltere'de geçti. Doğulu olmanız sebebiyle herhangi bir sıkıntı yaşadınız mı?
Müslüman arkadaşlara ve çevreye sahip olmamak buradaki çocuklar ve gençler için gerçekten çok büyük bir sorun. Ben hakiki arkadaşlara ancak ilkokuldan sonra rastladım ki, o zaman 13-14 yaşlarındaydım. Daha önce tanıdığım Müslüman yoktu. Fakat şimdi Manchester'da ve Londra'da çok büyük bir Müslüman cemaatimiz var. Avrupa'nın olumsuz yönleri olduğu kadar olumlu tarafları da var. Doğu insanı bazen iyi noktalara bakmıyor ya da bakıyorsa bile görmüyor. Aslında burada ortam çok İslamî. Mesela burada yasal sistemi ve refah devletini oluşturmak için mezhep imamlarından Ebu Hanefi'den yararlanılmış. İngiltere'de çok fakir insan göremezsiniz. Burada yaşayan insanların yüzde 99'u genellikle orta sınıf ve hayat tarzları birbirine çok benziyor. Bunun dışında negatif şeyler de var elbette burada. Mesela, televizyon izlerken gördüğünüz şeyler, müzik adına yapılanlar gibi. Elhamdülillah ben bunlardan çok etkilenmedim.

Doğu'dan Batı'ya göç edenlerin çocukları genellikle aidiyetlerinden utanıyor. Siz, Doğu kültüründen beslenen; ama Batı'nın medeniyetinden yararlanan bir Müslüman imajı çiziyorsunuz. Bu sorunu nasıl aştınız?
İkinci jenerasyonun kimliklerinden utanç duyduğu iddiası abartılıyor. Bu tip konular genellikle aile yapısıyla ve çocuğa verilen terbiyeyle alâkalı. Kendi tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki, Allah İslam'ı göndererek Doğuluları onurlandırdı. Bizler Batı'nın sahip olduğu güce sahip değiliz şu an, Batı kadar nüfuzumuz, paramız ve gücümüz yok. Eğer imanımızı güçlendirirsek vallahi inanıyorum kesinlikle, Allah bize rahmetini yağdıracaktır. Ve eski zamanlardaki onurumuza kavuşacağız. Endülüs ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi. Onurun, haysiyetin ve kutsallığın İslam'dan geldiğini görmeliyiz. Gençliğin bunu anlamasını sağlamak benim hedeflerimden biri. Benim yeni albümümün adı işte bu nedenle "My Ummah" (Ümmetim). Sebebi şu: Biz gençlere harika bir ümmet olduğumuzu ve müthiş bir dinin mensubu olduğumuzu hatırlatmak istiyoruz.

Gelecek planlarınız ve İslam dünyası için mesajınız nedir?
Din kardeşlerim için söyleyebileceğim şey İslam'la gurur duymaları. Bunun iki tane ayağı var; biri ruhanî diğeri de pratik tarafı. Yani bizler uygulamamız ve anlamamız gereken bir kaderin parçalarıyız aslında. Ben Peygamber'imizin döneminin ihtişamının geri gelmesini istiyorum ve inanıyorum ki geri gelecek. Artık gençlik gerçekten çok geniş görüşlü. Çoğunlukla dinleriyle gurur duyuyorlar, ülkelerine gelen moderniteyle yüzleşiyorlar. Modernizmin iyi yönlerini seviyorlar. Moderniteyi yakalamak için dinden uzaklaşmak gerekmiyor. Dini devre dışı bırakıyorsanız ve ondan utanıyorsanız bu yanlış. Din moderniteyle birlikte el ele gidiyor aslında.

Müzik kariyerinizde gelmek istediğiniz nokta nedir?
Eğer Allah bana uzun ömür verirse, her zaman Peygamber’imizi ve Allah'ı anlatan müzikler yapmak istiyorum. Ben bir pop şarkıcısı değilim, bunu Mısır'da da çok kez dile getirdim. Benim telefon numaramı isteyen bayanlar oldu, onlara da söyledim; ben pop şarkıcısı olmak istemiyorum. Ben dinim için bir şeyler yapmak istiyorum. Müzikle mesaj vermek için müzik eğitimi aldım. Biz müzikle normal şartlarda asla ulaşamayacağımız insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Pop şarkıcılarını dinleyen insanların artık beni dinlemesini istiyorum. Yolumuzun başarılı olacağına da kesinlikle inanıyorum. Allah'ın ve bizim saygımızı hak eden insanlara saygılı olmalıyız. Ve İslam'ın emirlerini hakkıyla yerine getiren bir Müslüman olmalıyız. Allah ve Peygamber yolunda hizmet etmek istiyorum, bu yolda yaptığım her şeyden gurur duyuyorum.

SAMİ YUSUF
Dünyanın sayılı müzik okullarından Londra'daki Royal Academy of Music'ten ders alan ve birçok enstrümanı çok erken yaşta çalmaya başlayan Sami Yusuf, Londra'ya yerleşmiş Azeri kökenli bir ailenin en küçük oğlu. 1980 doğumlu Yusuf, üç ay önce evlendi. Kendini İngiliz Müslümanı olarak tanımlamlayan Yusuf, ilk albümü “Al-Mu’allim”in ardından şimdi de “My Ummah” (Ümmetim) albümünü hazırlıyor. Daha önce bir kaç kez Türkiye’ye gelen ve Türkiye’yi çok sevdiğini söyleyen Yusuf, eylülde İstanbul ve Ankara’da konser vermek için “kendimi evimde gibi hissediyorum” dediği Türkiye’ye tekrar gelecek.

Zaman - 03.07.2005 GÜLİZAR BAKİ - ELİF KURU

Ezan


Evet. Bazı "koca kafalı"larımızın birtakım iddialarının aksine bu da oluyor; ezan istenmiyor!
Peki ezan nedir ve ne değildir?
Ali Bulaç 16 Temmuz 2005'de bu konuyu işlemişti makalesinde...

Kuşadası’nda yörenin sakinleri olmayan tatilciler, günde beş kere okunan ezanın kendilerini rahatsız ettiğini söyleyip jandarmadan ezanın yasaklanmasını istemişler. Hakikaten çok garip ve üzücü bir olaydır bu! Ezanla ilgili bazı bilgileri hatırlamakta yarar var:
«Ey imân edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.» (62/Cuma, 9). Ayette geçen «Namaz için çağrı», namaz vaktinin geldiğini bildiren ezandır. Kur’an-ı Kerim’de «ezan» kelimesi ‘bildiri’, ‘ilam’ anlamında kullanılır (9/Tevbe, 3). «Nida» anlamında ezan, bu ayetten başka 5/Maide, 58. ayette geçer. «Müezzin» seslenen, çağıran kimse demektir (5/A’raf, 44; 12/Yusuf, 70).
Ezan, hicretin birinci yılında, Mescid-i Nebevi’nin yapımı bittikten sonra emredildi. (Ebu Davut, Salat, 27-28). Ezan okumanın amacı namaz vakitlerinin bildirilmesi ve Müslümanların namaza çağrılmasıdır. Kaynakların verdiği bilgilere göre, namaz vakti geldiğinde, mü’minlerin namaz için toplanmalarını sağlamak amacıyla çeşitli yöntemler düşünüldü. Çan çalınması, boru öttürülmesi, ateş yakılması veya bayrak asılması gibi. Ancak bunların hiçbiri kabul görmedi. Çan Hıristiyanların, boru Yahudilerin, ateş Mecusilerin taklit edilmesi demekti. Rivayete göre Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe ve daha sonra Hz. Ömer, rüyada namaza nasıl davet edileceğini görmüş, onlara ezan öğretilmiştir. Abdullah b. Zeyd, rüyasını Peygamber Efendimiz (sas)’e anlatınca, o da Bilal-i Habeşi’ye namaza çağrı için olan ezanda okunacak cümleleri ikişer, ikamette ise birer kere okumasını emretti. (Buhari, Ezan, 1; Müslim, Salat, 1; Ebu Davut, Salat, 17). Şekil itibarıyla ezanın, dinin vaz’ında hiçbir rolü olmayan bir insanın, bir sahabenin gördüğü rüyanın referans alınarak tespit edilmiş olması anlamlıdır. Ezan, Abdullah b. Zeyd’in gördüğü rüya üzerine Sünnet’le emredilmiş, Kur’an tarafından teyit edilmiştir. Ezan İslam’ın en önemli şiarlarından biridir. Peygamber Efendimiz (sas) ezan ve müezzinle ilgili şöyle buyurmuştur: «Namaz vakti geldiğinde, içinizden birisi sizin için ezan okusun. En yaşlınız da imam olsun.» (Buhari, Ezan, 17-18; Nesai, Ezan, 8). «İmam cemaate kefildir, müezzin güvenilir kimsedir.» (Ahmed bin Hanbel, Müsned, ll, 232). «Müezzinler, kıyamet günü, insanların sevabı en çok olanlardır.» (Müslim, Salat, 14).
Ezanla Allah’ın birliği, Peygamber Efendimiz’in risaleti ve namaza çağrı üzerinden ahiret inancı teyit edilmekte, mü’minlere hatırlatılmaktadır. Ezan aynı zamanda bir özgürlük ve kurtuluş çağrısıdır. «Felah (Hayya ale’l-felah )»ın tekrarı bunun teyididir. İlk ezanı İslamiyet’ten önce siyahi bir köle olan Habeşli Bilal’in okuması anlamlıdır. Şüphesiz Bilal’in sesi güzeldi, ama özgürlüğe susamış insanların da simgesiydi. Ezanı ilk defa onun okuması baskı altında yaşayan, özgürlükleri ve onurları elinden alınan insanlara İslamiyet’in cemilesi, ezanı ilk okuyan kişi üzerinden özgürlüğe ve insan onuruna göndermede bulunmasıdır.
Ezan günün her saatinde ve hatta her anında İslam’ın mesajını tekrar eder, bizim kulaklarımızın işitmediği ancak varlıkta Allah’ı tesbih eden her şeyin donmuş melodiler halindeki seslerine, müziklerine eşlik eder. Böylelikle daimi olarak gökkubbe bu ilahi çağrı ile yankılanır. Doğudan batıya doğru birbirini takip eden namaz vakitlerini bildirmek üzere müezzinler günün yirmi dört saati boyunca bu çağrıyı tekrar etmekte, biri diğerine devretmektedir.
Ezan, Arapça sözleri ve bilinen tertibiyle okunmalıdır. «İslam hukukçularına göre bir şehir halkı toplu olarak ezanı terk edecek olursa bu şehir halkına karşı mücadele edilir. Bu konuda bilginler arasında tam bir ittifak vardır.» (Bkz. İslam Ansiklopedisi, TDV, Ezan maddesi.)
Böyle bir hükme sebep teşkil eden husus, tarihsel olarak ezanın aynı zamanda hükümranlığı, bağımsızlığı ve bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların özgürlüğünü temsil etmesidir. Bu çerçevede yerine göre hiç namaz kılınmayan mescitlerde bile ezan yüksek sesle okunmuş, okutulmuştur.

Bahar, örtüleri kaldırınca

Milliyet gazetesi yazralarından bir bayanın yazısından kısa bir kesitmiş bu yazı. Tesettürlü "birtakım" bayanlardan yola çıkıp bir "şeyler" anlatıyor!


Onlar gardırobun önünde düşünedursunlar, bahar geldi aniden. Cemreler patır patır düştü, bu sene yaza, az kalsın baharsız geçiliyordu. Bu sebeple olacak, türbanda bahar modası da, "rol modellerini" beklemeden sokaklara döküldü.
Her ne kadar türbanı bağlama biçimleri tarikatlara göre değişse de, sanırım giderek kişiselleşiyor bu mesele. Zira öyle sanıyorum ki hiçbir tarikat tavsiye etmez, sivri topuklu pembe çizmeleri, arkadan yırtmaçlı dar etekleri, bol makyaj eşliğinde derin dekolteli gömleği?
Siz de bugünlerde görüyor musunuz seksi "örtülüleri"?!Şahsen benim hoşuma gidiyor. İnsanca zaafların tutucu emirlere karşı zafer kazandığını; nihayetinde kadınlığın örtülerin dışına taşıp kendini gösteriverdiğini izlemek hoşuma gidiyor.
Başa bir namus bağı gibi bağlanan ve örtünmeyen kadınları dolaylı olarak "namussuz" olarak işaretleyen türbanın baharın da etkisiyle, bütün gövdeye giyilenlerin yanında bir "otantik aksesuvara" dönüşmesinden memnunum. Kadınlığın tatlı halleri yanında türbanın küçülüp küçülüp bir saç süsü haline gelivermesinden... Benim hoşuma gidiyor bu insanlık macerasını izlemek de acaba türbanları yüzünden okullarına giremeyen kızların içi acıyor mudur bu "aksesuvarlaşma sürecinde"? Ya da acaba kara çarşaflılar "seksi türbanlıları" kendilerince "namussuz" sayıyor mudur? Onlar "eksik mümine" olarak mı görünüyorlardır acaba daha "kapalı" olanların gözüne?
Gazetelerde hep öyle resim vardır; parkta sevgilisiyle el ele yürüyen türbanlı kız, ağaçların arkasında sevgilisiyle konuşan türbanlı kız... "Yakaladık" hınzırlığıyla çekilmiş fotoğraflar.
Yürüyecek tabii, öpüşecek elbette, pek tabii el ele tutuşacak.
Çünkü nihayetinde insanlık, üzerindeki bütün "örtüleri" atıp özgürleşecek, koşacak, sevişecek, dans edecek. Öyle bir bahar gelecek ki, bütün örtüleri "aksesuvar" edecek...