Sevgili dostlar,
Geçtiğimiz on günlük süreyi işlerden ve çalışmalardan uzak geçirdiğim için yazılarıma da bir süre ara verdim… Bugünden itibaren (Allah’tan bir mani olmazsa) sizlerle olmaya devam edeceğim… inşallah hepiniz iyisinizdir diyerek başlamak istiyorum…
…
Tatildeyken yeni eğitim sistemiyle ilgili kendi adıma sevindiğim bir gelişmeyle karşılaştım… yeni eğitim sistemi… ilkokulda okuma yazma öğretiminde tümdengelim yönteminden, tümevarım sistemine geçme süreci…
Bulunduğum yerde televizyon izleme imkanım olmadığı için, elime aldığım bir gazetede “Eğitim Sisteminde Değişiklik” başlığı altında okudum…
…
Okudum… okudum… bir anda kendimi ilginç bir şekilde mutlu hissettim…
Taa ilkokul yıllarına kadar gittim… hiç unutmuyorum, öğretmenimiz bize çizgi çalışmalarından sonra, fiş ezberletmeye başladığında kendimi çok kötü hissetmiştim…
Küçücük halimle, neyin ne olduğunu bilmediğim bir dönemde kocaman kocaman cümlelerin bize niye ezberletildiğini bir türlü anlayamamıştım…
…galiba garip bir çocukmuşum… hala bu durumu hazmedemediğimi hatırlıyorum…
Annemle her cümle çalışması yaptığımızda;
“Bize niye böyle kocaman şeyleri ezberletiyorlar anne…? Harfleri tek tek öğret sen bana… uzun yazıları ben kendim okurum…” diye tutturuyordum…
Tatlı annem… neler çekmişti benim yüzümden… her seferinde “Yavrucuğum! sistem böyle… bu fişleri keseceğiz… küçülecekler… heceler oluşacak… sonra harfleri öğreneceksin zaten… acele etme…” diyordu…
…diyordu da ne oluyordu sanki… ben daha çocuğum ve sistem denilen şeyden anlamıyordum ki! Bildiğim tek şey bana zorla bir şeyler ezberletip durduklarıydı… ama içimdeki, o gördüğüm küçük harfleri tanıyıp, kendi kendime okumayı sökme hevesine iyi bir cevap olmuyordu bir türlü…
…
Aradan yıllar geçti… zaman içinde öğretmen arkadaşlarım oldu… ilkokul öğretmenleri… hangi mantıkla kalıp ezberletip durdukları hakkında bir fikirleri var mı diye merak edip soruyordum…
Genelde verilen cevap, çocukların ezber yeteneğinden yararlanma ve Avrupa’daki sistemi ülkemize getirme çalışmaları olduğu şeklindeydi… çocuklardaki “fotografik hafıza”dan yararlanarak, gördüğünü beynine kalıp olarak yerleştirme mantığının gereği olduğunu da ilave ediyorlardı…
…
Bence yanlış… evet… çocuklarda fotografik hafıza var… ama bundan çok daha önemli bir zihinsel süreçleri de var… özellikle son zamanlarda görülen dikkat dağınıklığı, anlama-algılama sorununun bile zemininde bu ezberci eğitimin olduğuna inanıyorum.
Çocukların büyüme dönemlerinde bana göre “muhakeme yetenekleri”nin geliştirilmesi gerekir…
…neydi muhakeme yeteneği?
Sebep-sonuç bağlantıları kurabilme… sebepten yola çıkarak, sonuç hakkında “akıl yürütme” yapabilme…
…akıl yürütme yapabilme…
…şimdiki çocukların –maalesef- çok az yapabildiği bir şey yani!
Daha eğitimin ilk kademelerinden itibaren ezbere yönlendirirsek bu çocukları…? Zihinsel süreçlerinin gelişmesini nasıl sağlayacağız…
…ezbere büyürse, hayatı boyunca lazım olacak tüm hareketlerin çocuğa ezberletilmesi gerekir…
Örnekleyelim isterseniz…
Mailime ve tv programıma en çok gelen soru ne biliyor musunuz?
“Mehtap hanım… bir şeyi bir kez söyleyince yapmıyor bu benim kızım… her şeyi en az on kez söylemem lazım… ya da bir şeyin zararlı olduğunu anlatıyorum, benzer bir şeyi yine yapıyor…”
…
Sebebi ne sizce..?
Bence ezberci zihniyetle yetiştirilmeleri…
Çünkü sadece fotografik hafızaya yönelik bir eğitim sisteminiz varsa, her hareket için teori ve çözüm de üretmek zorunda kalırsınız…
Yani çocuk camdan sarktı diyelim ki…
“Oğlum camdan sarkma düşersin, bir yerlerin kırılır…” dediğinizde camdan sarkmaz… ama sadece camdan sarkmaz… yandaki büyük inşaatın duvarlarının kenarına çıkıp oradan sarkar… bu durumu engellemek için ayrıca yeni bir hatırlatma yapmanız gerekir…”Oğlum, duvardan sarkma, yüksek… düşersin… bir yerlerin kırılır…” vs…vs… bu durum devam edip gider…
Oysa çocukta muhakeme yeteneği gelişmiş olsa…? Sebep sonuç bağlantısı, onun akıl yürütme süreçlerini harekete geçireceği için, ilk verdiğiniz bilgi, sonraki yaşanmamış başka tecrübelere referans olacaktır…
“Aaaa… annem camdan sarkma demişti… düşüp bir yerlerimi kırarmışım… bu duvar da çok yüksek… buradan da düşersem bir yerlerim kırılabilir…” der ve oradan uzaklaşır…
“…olsun beee… boşver… yine de bir denemekte yarar var…!” diyen çocuğun sayısı çok azdır eminim ki J
…
Tümdengelim yöntemi de bilimsel bir metoddur sevgili dostlar… üstelik yerinde ve zamanında kullanıldığında çok işe yarayan bir metod…
Bu öğretim sisteminin Amerika’da, İngiltere’de kullanılması normal… çünkü onların yazı dili ile okuma dili aynı değil… yani yazdıkları gibi okumuyorlar…
Türkçe ise tam da tersine, yazıldığı gibi okunan bir dil… bu durum öncelikle ses öğretilmesine, çocuklara seslerin tanıtılmasına ve seslerin tanıtılmasıyla birbirine ulayarak kelimelerin çıkarılmasına son derece uygun… dilimizin eşsiz bir özelliği bence…
Bu özellikten istifade edilince, tümevarım daha uygun bir uygulamaymış gibi görünüyor…
Öncelikle Türkçemizde ve günlük hayatta en fazla kullanılan sesler tanıtılacakmış… harflerden önce sesler… ve bu sesler öncelikle değişik nesnelerle tanımlanacakmış…
Sizi temin ederim öğrenme güçlüğü çeken, dikkat dağınıklığı yaşayan çocuklara yaptırdığımız egzersizlere benziyor…
Sistem iyi uygulanırsa ve nimetlerinden iyi faydalanılırsa son derece önemli bir karar olduğuna hepimiz şahit oluruz diye düşünüyorum…
…
Fazla uzatmadan minicik bir örnek daha vermek istiyorum…
…hep ilgimi çekmiştir…
Aileler bazen 6-7 yaşında çocuklar getirir… bu çocuk son derece tembel… okuma-yazmayı öğrenememiş… sınıfta kalmış… yada öğretmenin iyi niyetiyle zoraki geçirilmiş… ama şart koşulmuş… tatilde mutlaka bir psikolağa götürüp dikkat çalışması yaptırın… aksi halde ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçirmem diye…
Aynı çocuk yaz tatili geldiğinde, mahallesindeki caminin Kur’an kursuna gönderiliyor…
Ve yine bu aynı çocuk, 15 gün gibi kısa bir süre içinde cüzü bitirip Kur’an okumaya geçiyor…
…Neden sizce…?
Çünkü orada önce sesleri öğreniyor… harfler çeşitli nesnelerle tanımlanıyor… harfler sesler ve nesnelerle tanınınca geriye sadece bunları birbirine çarpmak kalıyor…
…bir de bakmışsınız ki sınıfın tembeli(!) sekiz ay boyunca Türkçeyi öğrenemediği halde, hiç bilmediği üstelik anlamını bile anlamadığı bir yazıyı okur hale gelebiliyor…
…
Aranızdan birilerinin “Hadi canım Mehtap Hanım sizde… ne kadar da abarttınız… olur mu öyle şey…” dediğini duyar gibi oluyorum…
Ezberci mantık ve akıl yürütme olmayınca, eski alışkanlıkların yerine yeni ve doğru olanı koymak da zordur zaten… yazının başından beri tam da bunu söylemeye çalışıyordum… akıl yürütme şart… çocuklarımızı bu şekilde yetiştirmek inanamayacağınız kadar önemli…
…
Minik beyinleri hangi yöntemle açarsanız, yetişkin hayatlarında aynı yöntemlerle sorun çözmeye gayret ederler…
Umarım sistem çok iyi bir şekilde uygulanır…
…
Milletçe unutmamamız gereken bir husus var…
En iyi yöntem bile olsa, kötü bir uygulamayla, dünyanın en verimsiz ürünü haline gelir…
Sevgiyle kalın…
……….
Mehtap Kayaoğlu / Haber7 / 14 Temmuz 2005