23 Kasım 2005

Her insan, başka bir insanın imtihanıdır

Allah'ın kat kat şan ve şeref sahibi kılarak yarattığı insan, yaşadığı dünyada her an imtihan halindedir. İnsan etrafındaki binlerce şeyden imtihana tabi tutulmakta, kendi nefsiyle, Rabbi ile, başka insanlar ile ve eşya/evren ile ilişkilerine göre ya imtihanı alnının akı ile tamamlamakta ya da kaybederek hüsrana mahkûm olmaktadır. Bu imtihan alanlarından her biri tabii ki ayrı bir öneme sahiptir. Bunlar içerisinde her an karşılaştığımız ve ilişki kurmak zorunda olduğumuz hemcinslerimiz olan başka insanlarla iletişim kurarken bazen zorluklarla karşılaşabiliriz. Özellikle grup çalışmalarında çokça karşılaşabileceğimiz kıskançlık ve bunun getirdiği büyük bir hastalık olan hasedi yenmek zorundayız. Yoksa bu hastalık iki tarafı da yiyip bitiriverebilir. Hem haset edenin kendine, hem de haset edilene zararı olan bu hastalığın tedavisinde insanın; Allah'ın kendi için takdir ettiği haklara razı olarak başkalarında gözü olmadan sürekli kendine ve kendi iç dünyasına bakarak bu sorununu çözebilir. O halde bu konuda önemli olan bazı noktalara dikkat etmelidir. Bu noktalardan bazıları şunlardır:
İmren, ama kıskanma: Bulunduğumuz ortamda bizlerden daha iyileri olabilir. Daha kabiliyetli, daha başarılı, daha becerikli insanlar bulunabilir. Bunlara karşı kıskançlık yapıp hasede saplanacağımız yerde onlara imrenmeliyiz. Ne de güzel bir insan, ne de güzel beceri ve huyları var diye imrenip, onlar gibi olmaya çalışmalıyız.
Yarış et, ama çelme takma: İnsan hep bulunduğu ortamın en iyisi olmaya çalışabilir. Yaptığı işin en güzelini yapmaya, ortaya koyduğu şeylerin hep en iyi olmasına gayret edebilir. Ama burada unutulmaması gereken bir şey var ki; o da, başka insanların da bizim ortaya koyduğumuz çabaların aynısını ortaya koymaya haklarının olduğunu bilmemizdir. O halde bu yarışta tek olmadığımızı bilmek, başka yarışmacıların da varlığını kabul etmek zorundayız. Böyle olunca da adil bir yarışma ortaya koyup, kimseye çelme takmadan hak eden kazansın demek durumundayız.
Eleştir, ama karalama: Bazen yanımızdaki insanların bazı tavır ve davranışlarını, düşünce ve fikirlerini eleştirebiliriz. Eleştiri her insanın yapacağı bir haktır. Ama bu hakkın bizde tecelli edebilmesi için öncelikle şu noktalara dikkat etmek zorundayız:
1- Eleştirdiğimiz o insana gıyabında dua edebildik mi? O şahsın ortaya koyduğu yanlışlığın düzeltilmesi yönünde fiili bir eylem yapabildik mi?
2- Yapılan eylemin sebeplerini düşünebildik mi? Tüm eylemlere bir polis gözü ile bakıp hep şüpheyle, her şeyin altında bir şeyler mi aradık, yoksa hüsn-ü zan ile iyi bir nazar ile olayları değerlendirmeye mi çalıştık?
3- Eğer ortada bir yanlışlık varsa, bu yanlışta benim payım yok mu diye hiç kendimize sorduk mu?
Bunları yapabildikse yapıcı eleştirilerde bulunabilir, ama asla karşıdakini karalama, küçük düşürme, şahsiyet ve onurunu rencide etme gibi bir hale düşmemeliyiz.
İyiyi alkışla, ama asla dalkavukluk yapma: Eleştiri yaparken nasıl itidali elden bırakmamamız gerekiyorsa, birini överken de aynı dengeyi korumak zorundayız. Hiç kimsenin nefsinin firavunlaşmasına asla vesile olmamalı, karşıdakini gereğinden fazla yüceltip, toplumun başına bela etmemeliyiz. İyiyi görmeli ve onu alkışlamalı, ama asla o iyi hatırına sahibine dalkavukluk yapmamalıyız.
? Hizmet et, ama bedel isteme: Özellikle sosyal ve gönüllü çalışmalarda hizmet ehli olmak, iş olunca en önde, ganimet zamanı ise en arkalarda olmaya çalışmalıyız. Bu tarz çalışmalarda bedel istemek ya da beklemek çalışmanın bereketini azalttığı gibi, sahibine de hiçbir fayda sağlamayacaktır. Hizmeti balığa yapıp; ecri ve mükâfatı ise Halık'tan bekleyebildiğimiz anda rahmetin bizi kuşatacağını unutmamalıyız. En güzelini yap, ama taltif bekleme: Eğer yaptıklarımızı Allah için yapıyorsak, O (c.c.) mutlak gören, bilen ve işitendir. O'nun bir işe vâkıf olabilmesi için bizim özel bir gayret ortaya koymamıza gerek yoktur. Bunun için biz her ne yaparsak en güzelini yapmaya çalışmalı; kimseden maddi bir beklenti içerisine girmediğimiz gibi, taltif ya da medh edilip, göklere çıkarılıp alkışlanmak da beklememeliyiz. Yaptığımız salih amel ne kadar az duyulursa, Rabbimizin vereceği ecrin o kadar fazla olacağını bilmeliyiz. Bu dünyada iyiliğine karşı ödül alanlarla, iyiliğine karşılık hiçbir şey almayan eşit olur mu?
Tabii, tüm bu güzellikleri ortaya koyabilmenin de bir yolu var. O da ne biliyor musunuz?
İhlas? ah.. İhlas
(M.Emin Yıldırım, Vakit)