Ey memleketimin çehresi kara, kaderi kara çocukları bu yazıyı sizi düşünerek ve ağlayarak yazdım.
Giyecek tek düzgün kıyafetiniz olmadığı için o gün dahi okul formanızla geldiğinizi gördüğümde başlamıştım ağlamaya. Islak kıyafetleriniz ve ürkek bakışlarınız kaldı bende.
Kazandığı halde kazanmaz katsayısı ile çarpılan İmam-Hatipliler. Gözyaşlarının sizin için umut ekmeye yetmeyeceğini bilmeme rağmen… Ağlıyorum işte!
I-
Oğlunun sınava gireceği yerin adresi belli olduğundan bu yana anne kara kara düşünüyor. Ne kadar uzak. Gitmek için üç vasıta değiştirmeleri gerekiyor. Çocuk sınava girmeden yorulacak diyor dertli dertli. Ne vardı şu civarlarda bir yer çıkmış olsaydı. Hiç olmazsa tek vasıta ile gidilebilecek yer.
Komşudan arabasını istemeye karar veriyor. Yemediler ya. Kocasının ehliyeti var. İki yıl araba kullanmışlığı da var. Benzini doldururlar depoya. Arabayı vermek istemezlerse kendisi bırakıversin. Ne var. Allah rızası için. Kimin duası, kiminin parası.
Korka korka basıyor zile. Kadın, kadının halini anlar. Az mı çocuğunu bıraktı pazara giderken. Ezile büzüle söylüyor meramını. Söylemiyor da arif olan anlıyor. Kocasına gidiyor. "Komşu" diyor "yarın oğulları sınava girecek ya. Arabanın anahtarını versen."
Adamın homurtularını işitiyor kapıdaki. "Elin arabasıyla sınav mı kazanılır yav. Vay anam vay. Ayranı yok içmeye emanet araba ile gider sınav geçmeye."
"Biz bırakalım istersen" diyor kadın bütün desteğini komşusu için seferber etmeye çalışarak. "Halanların evine çok yakınmış okul. Delikanlıyı sınava bırakır halanlara kahvaltıya gideriz. Ne vakittir çağırıyordu."
Adam, karısının kendi tarafına gitmeye bu kadar gönüllü olmasını kuşkuyla karşılıyor. "İyi biz bırakalım" diyor gönülsüzce.
Yola koyuluyorlar ama. Adam gönülsüz bir kere. Yanlış yollara giriyor. Biraz sonra sınava girecek delikanlıda moral bırakmayacak ne kadar söz varsa hepsini ediyor. Gönül yorgunluğu en beter olanı. Yürüyerek gitseydi, bu kadar yorulmayacaktı delikanlı. Ah parasızlığın gözü kör olsun.
Ne diye binmişti bu arabaya. Anacığının içi rahat etsin diye.
Adam yardım değil ihanet üzere olduğunu belirginleştirmek ister gibi inadına ters yollara giriyor. Girilecek ters yol kalmadığında yağan yağmurun altına terkediyor delikanlıyı.
"Şu görünen yermiş senin okul."
O görünen yere vardığında delikanlının üzerinde tek kuru nokta kalmamıştır. Sağlam tek siniri kalmamıştır.
Öksüz çıracı durmuştur, ama ay akşamdan doğmuştur işte.
II-
Meydanı doldurdular. Ellerinde pankartlar: "Yolumuzu kapatmak YÖK'ün görevi.
Gelip-geçenler baktı. Kimsi sordu, kimisi sormaya bile lüzum görmedi, sükutun kendisi kadar derin olan bu eylemi. En çok turistlerin dikkatini çekti. En çok onlar ilgi gösterdi genç yaşlarına, bezmiş yüz ifadesinin eşlik ettiği genç kızlara.
Fotoğraf çekerken sordu, kızıl saçlı şortlu bir kadın turist. Akıcı bir Fransızca'yla cevapladı şortlu kadının sorusunu genç bir adam. O konuştukça ilgisiz kalmaya çalışanların ilgisi depreşti. Sanki anlatılanlar yabancı bir dile yüklenince, yani anlaşılmaz olunca, yani bu anlaşılmazlığı tek başına bir kadın anlaşılır kılınca… Derinleşiyordu söylenenler. SANKİ.
Genç adamın cevabı bittiğinde ilgiyle sordu etrafını kuşatmış olan kalabalık. Ne dedin? Adam, "İmam Hatip mezunları üniversiteye giremesinler diye puanlarının, kazanamazlık katsayısı ile çarpıldığını anlattım" dedi.
"Yok öyle bir şey. Ülkemizi niye kötü tanıtıyorsunuz?" diye itiraz etti 60 yaşlarında gözlüklü bir adam. Adama katılanlar ile katılmayanlar ayak üstü bir tartışmaya tutuştu.
Bir kadın parmağıyla bir genç kızı işaret etti. "Bu, Türkiye 175.'si olmuş öyle mi?" Herkes "bu" diye işaret edilen kıza baktı. Kız kendisine bakanları göremeyecek kadar üzgündü.
60 yaşlarındaki gözlüklü adam tekrar itiraz etti. "Yok canım mümkün mü 175. olsun. Bunlar fen dersi bile görmüyor üstelik. Benim torunum fen lisesi mezunu.O kadar puan almadı. Laf. O kadar akıllıymış niye İman Hatip'e gitmiş üstelik!"
Kızıl saçlı turist kadın, gözlüklü adamın ne dediğini sordu bu defa genç adama. Genç adam gözlüklü adamın dediklerini Fransızca'ya çevirmeye uğraşırken gömleğinde tek kuru nokta kalmadı.
Islak gömleği ile meydandan ayrıldığında gömleğine bakanlar "İstanbul'un nemi" dedi.
(Fatma Karabıyık Barbarosoğlu / Yeni Şafak / 29.07.05)
29 Temmuz 2005
Kaydol:
Yorumlar (Atom)