30 Mayıs 2006

Türk medyası YOK!

İnsan hakları Türk medyasını neden ilgilendirmez?
İstanbul'da Akgün Hotel'de üç gün süreyle sessiz sedasız "İnsan Haklarında Yeni Arayışlar" başlıklı çok önemli sempozyum düzenlendi. Sessiz sedasız diyorum; çünkü sempozyuma Türk medyası hemen hemen hiç ilgi göstermedi.

Binlerce faili meçhûl cinayetin yaşandığı, Müslüman bir toplumda, İslâmî duyarlıkları gelişkin, dünyayı da İslâm'ı da iyi bilen, özgüveni sahibi insanların ülkeyi yönetmesini engellemek amacıyla başlatılan "irtica cadı kazanı"nın ülke insanının kahir ekseriyetinin fişlenmesine, itilip-kakılmasına, aşağılanmasına yol açan bir insan kıyımı ürettiği, spesifik olarak da "başörtüsü"nün (başörtüsüyle ülkenin yönetimine aday olmaya kalkışan ülke insanının) bütün kamu kurum ve kuruluşlarından "irtica yaygaralarıyla" ilkel yöntemlerle uzaklaştırıldığı bir zaman diliminde, İstanbul'da düzenlenen böylesine önemli bir sempozyuma Türk medyasının hemen hiç ilgi göstermemesi oldukça düşündürücü.

Türk medyası, "tavşan kaç, tazı tut" oyunlarıyla, bu ülkenin gerçek sahiplerine, bu ülke için canını, malını, ruhunu vermekte bir ân bile tereddüt etmeyen ve etmeyecek kendi halkına bu ülkeyi nasıl dar edeceğine ilişkin türlü tuhaf andıç haberleriyle meşguldü ne de olsa, öyle değil mi?

Oysa, Mazlum Der ve EDAM işbirliğiyle düzenlenen ve yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da insan hakları söylemini tartışan, yeni kavramsal ve kurumsal öneriler sunan ilk kapsamlı sempozyumlardan biri oldu bu sempozyum. Avrupa'dan, Amerika'dan ve Türkiye'den çok sayıda yazar, aktivist, akademisyen, dünyanın insan hakları sorunlarını masaya yatırdılar ve bütün yönleriyle tartıştılar.

Ama Türk medyası yoktu orada. Elbette olmayacaktı. Nasıl olsundu ki? Laik misyonerlik işleriyle uğraşarak, Batılıların gönüllü acentalığını yaparak, siyaseti, kültürü, üniversiteyi, eğitimi, bütün kamu kurum ve kuruluşlarını bu milletin has çocuklarına nasıl dar ederiz'in hesaplarıyla meşguldüler.

Laik aydınların ölüleri üzerinden bile rant temin eden ruhu ve vicdanı kararmış; gladyatörlere dönüşen medyatörlerin insan haklarıyla ne gibi bir ilgisi ve alakası olabilirdi ki! Onlar, ceplerine ve tabii ki, keyiflerine keyif katacak çıkarlarına bakıyorlar ve andıç hikâyeleri icat etmekle uğraşıyorlardı sadece.

Türk medyası, tam bir sömürge medyası gibi çalışıyor: Batılıların, bu ülkeyi savaşmadan kolaylıkla içerden teslim almalarını sağlayacak zemini oluşturmakla, bu milleti birbirine düşürecek işlere imza atmakla meşgul. İslâm'ı şeytanlatırmakla, İslâm'ı hayatımızın her alanından silip süpürmekle meşgul. "Topyekûn savaş" manşetleri ve senaryoları geliştirmekle meşgul. Bütün kutsallarımızı, bizi ayakta tutan bütün dinamiklerimizi bombardıman etmekle meşgul. Medya plazalardan Türkiye'nin kaderini değiştirecek türlü tuhaf senaryolar geliştirmekle meşgul. Bu ülkeyi laik-dinci ayırımıyla bölecek andıç hikayeleri üretmekle meşgul.

Türk medyası diye bir şey yoktur. Çünkü bu ülkenin en temel sorunlarından biridir insan hakları ihlalleri. Bu ülkenin kahir ekseriyetini oluşturan toplum kesimine bu ülke cehennem ediliyor. Bu ülkenin medyası, dünya çapında insan hakları sorunlarının tartışıldığı önemli bir sempozyuma kör ve sağır kalabiliyor.

Ama mesela, bir Hrant Dink'in, bir Orhan Pamuk'un, Türkiye'nin altını oyacak türlü tuhaf konferansların (mesela Ermeni konferanslarının) haberlerini birinci haber olarak, manşetlerden vererek zorla gündemimize sokmakta bir sakınca görmüyor. Hrant Dink'in, Orhan Pamuk'un davalarını medya, elbette ki görecek. Ortada habere konu olacak bir mesele var çünkü. Ama neden bu tür davaları Türkiye'nin meseleleri katına yükseltir ki bu medya. Yabancılar, Batılılara malzeme sunmak için mi? Yabancıların, Batılıların Türkiye'yi köşeye sıkıştırmalarını kolaylaştırmak için mi?

Evet, Türkiye'de Türk medyası tam bir sömürgeci medyası gibi hareket ediyor. En önemli görevini, yani sivil toplumun haklarının ve özgürlüklerinin alanlarını genişletmesi gerekirken, daraltmakla uğraşıyor. Güç ve çıkar çevrelerinin güçlerini ve çıkarlarını meşrulaştırmakla ve pekiştirmekle iştigal ediyor.

Türkiye'de Türk toplumunun ve dünyanın en hayatî sorunlarını tartışan dünya çapında bir sempozyum düzenleniyor ama Türk medyası, ortalıkta yok.

Bu kadar çaplı ve düzeyli bir konferansın gerçekleştirilmesinde kilit rol oynadıkları için Mazlum Der yöneticilerini, özellikle de öncü çalışmalarıyla pek çok işe imza atan Cevat Özkaya ile EDAM'ın genç ve parlak beyinlerinden Lütfi Sunar'ı kutluyorum.
[Yusuıf Kaplan, 30.05.06, Yeni Şafak]

13 Mayıs 2006

‘Vatanı boşver, laiklik sağ olsun!’

Bayım, küresel kapitalizm / emperyalizm ülkemizi tehdit ediyor mu?
- Ediyor.
- Cumhuriyetin kuruluş yıllarından kalma korkuların bir türlü aşılamaması ülkemizde bir bölünme potansiyeli oluşturuyor mu?
- Oluşturuyor.
- Başörtüsü yasağı gibi sorunlar devletle millet arasına psikolojik bir duvar örerek ülkenin birliğine-dirliğine zarar veriyor mu?
- Veriyor.
- Cinayet, ırza tecavüz, gasp, soygun, kapkaç furyaları ufkumuzu karatıyor mu?
- Karartıyor.
- İlkokulları bile etkisi altına alan uyuşturucu ve fuhuş salgını istikbalimizi tehdit ediyor mu?
- Ediyor.
- Bu gidişle Türkiye’nin kendi kendini tüketeceği aşikar değil mi?
- Aşikar.
- Ee? Ne diyorsunuz peki?
- Laiklik diyorum.
- Başka?
- Yine laiklik.
- Sonra?
- Yine laiklik.
- Vatan gidiyor, millet gidiyor, geriye laiklik lafından başka bir şey kalmıyor desem?
- Yine laiklik.
- Bayım, dikkat buyurun, faşizan laiklik saplantınız yüzünden memleketin can çekiştiğini söylüyorum.
- Olsun. Yine laiklik.
- Siz vatan haini misiniz?
- Olabilir. Laiklik sağ olsun.
(Hakan Albayrak, 13.05.06, Milli Gazete)

07 Mayıs 2006

Amerikalılar yenilgiye doymadılarsa İran onları doyuracaktır

ABD’nin İran’ı istila etmeye kalkışması mümkün görünmüyor.
Bana sorarsanız, İran’ın stratejik tesislerinin bombalanması da çok uzak bir ihtimal.
Bombalanırsa ne olur?
Her şeyden önce, Irak’taki Amerikan birlikleri duman olur.
Amerikalılar Irak’ta hâla nefes alabiliyorlarsa, Şiilerin buna izin vermeleri sayesinde alabiliyorlar.
İran’a ilk bomba düştüğü anda Mehdi tugayları başta olmak üzere Irak’taki bütün Şii milis grupları ve İran’dan gelecek yeni birlikler, Amerikan işgal kuvvetlerine aşk ve şevk ile saldıracaktır.
Afganistan da Amerikalılar için cehenneme dönecektir o zaman.
Unutmayalım ki Amerikalıların Afganistan’da tutunabilmelerinde de İran’ın ‘pasif desteğinin’ büyük payı var.
*
10 yıl kadar önce, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, körfez adalarındaki füzelerini geri çekmemesi halinde İran’ı cezalandıracaklarını ilan etmişti.
O günlerde İstanbul’da dönemin İran Büyükelçisi ile görüştük.
Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
- Saldırıyı nasıl göğüslemeyi düşünüyorsunuz?
- Merak etmeyin, Amerika bize saldırmayacak.
- Füzeleri geri mi çekeceksiniz yani?
- Hayır.
- Fakat Amerikalılar çok bağlayıcı açıklamalar yaptılar. Bu onlar için bir şeref meselesi haline geldi. Dünya kamuoyu nezdinde küçük düşmeyi göze alamazlar. Sizin boyun eğmeyebileceğinizi de hesaba katmış ve açıklamalarını ona göre yapmış olmalılar.
- Amerikalıların aptallık edebileceği hiç aklınıza gelmedi mi?
- Efendim?
- Aptallık ettiler. Yanlış hesap yaptılar. Sonunda geri adımı onlar atacak.
*
George Bush ve ekibinde rasyonellik hak getire.
Protestan/Siyonist militanlıkları onları İran’da da çılgınlığa sevk edebilir.
Bazı manipülasyon ajanslarından “Amerikan ordusu Irak’ta çiçeklerle karşılanacak” gibi yanlış istihbaratları İran konusunda da alıyor olabilir ve bu yanlış istihbaratlara dayanarak yeni bir maceraya sürüklenebilirler.
Ne olursa olsun, dünya Müslümanlarının ‘korkulu bir bekleyiş’e girmelerini gerektirecek bir durum yok ortada.
Dibe vuracağımız kadar vurmuşuz zaten; bundan sonrası yükseliştir inşaallah.
Irak işgali öncesinde “Amerikalıların geleceği varsa göreceği de var” demiştik.
Geldiler, gördüler ve çatır çatır yeniliyorlar.
Yenilgiye doymazlarsa, İran onları doyuracaktır inşaallah.
[Hakan Albayrak, 01.05.06, Milli Gazete]