25 Temmuz 2005

Beethoven'dan Demirel'e Mektup!..

Sayın Bay;
Size ‘bay’ diyorum, çünkü ben Prusya’nın prensleri için de şapka çıkartmadım sıradan insanlar gibi. Johann’la (Goethe) bu yüzden kavga ettiğimiz bile olmuştur. Herhangi bir dünyevi makamı gözümde büyütemezdim çünkü. O’nu dalkavuklukla karşıladım, prensin önünde yerlere kadar eğilip temenna çekerken. Ben ayakta kaldım. Mağrur dediler, kaba dediler, aldırmadım. IX. Senfoni’yi gizli gizli dinledi bazı soylular bu yüzden…
Sayın Bay;
Size de, eğilmeden hiçbir reveransın öfkemi baskı altına almasına fırsat vermeden, söyleyeceklerim var.
Geçtiğimiz Pazar günü (30 Mart 1997), ülkenizin başkentindeki bir salonda, benim IX. senfonim icra edildi. Doğrusu, bunun haberini daha önce aldığımda çok etkilenmiş, böyle bir şeye sahip çıkan kültürünüzün geniş gönüllülüğünü yürekten kutlamıştım.
Ancak gelgelelim, programın gerçekleştirildiği gün duygularım tamamen değişti. Düşüncelerim altüst oldu. Kendimden utanır gibi oldum doğrusu, sıkıldım, öfkelendim… IX. Senfoni’nin böyle görgüsüzce ve halkınızın deyimiyle “sümmetarik” sahiplenilmesi, yaşamımda, eserime verilmiş en eksik karşılıktı! Bunu hak etmedim hiçbir zaman!..
Nereden başlayayım derdimi anlatmaya… Bir kere televizyonlarınız, icra yerini ve atmosferini, “MGK’ya doğru” anabaşlığı altında verdiler. Bu olay “MGK öncesi bir mesajmış!” Her şeyden önce o bön zihinli zavallılara söylemek isterdim ki, ben o notaları “siyasi bir mesaj” olsun diye yazmadım! Sol anahtarını kargaburnuyla karıştırmasınlar… Bir müzik icrasının, siyasi dengelerde eli güçlendiren bir “koz” olarak, sadece ve sadece aşağılık bir kart olarak “kullanıldığını” ilk defa gördüm. Ne söylemeliyim sizce? Çıktınız kürsüye ve sırayla her yana dönerek, minaredeki müezzin gibi boyun damarlarınızı şişire şişire, komik ve trajik bulduğum bir histeri içinde, ağzınızı serçe yavrularınınki kadar açıp; “İşte çağdaş Türkiye!..” diye bağırdınız…
Sayın Bay,
Çağdaşlık diyafram gücüyle mi gösteriliyor sizin memleketinizde?! O zaman siz, zat-ı alileriniz niçin bizzat yoruluyorsunuz? Bu meselenin çözümü çok basittir. Birkaç tane iyi beslenmiş tenor kiralayıverin… Tabii bu arkadaşlar, öyle halka açık salonlarda değil; genellikle kışla muhitlerinde ve –ne olduğunu, ne iş için halkınızı bu kadar heyecanlara gark ettiğini anlayamadığım- MGK toplantısının yapıldığı binanın etrafında bağırmalıdırlar…
IX. Senfoni’nin, ıslık, “yuh” sesleri, “yaşasın” tezahüratları içinde icra edileceği hiç aklıma gelmemişti… halkınız, halkınız demeyelim de, o salona topladığınız, birkaç krema tabası hödüğü, beni gerçekten anlayamaz. Beyefendi! Kültürünüzün bakanından niçin öylesine nefret ediyorlar? Onları bu denli ürküten şey nedir? Bir kabus atmosferinden irkilip annesinin kollarına atılır gibi IX. Senfoni’nin kucağına atıldılar! Nedir, cüzamlı mıdır sizin müziğiniz? Beni mutlu eden, eserime yönelmiş böyle siyasi-askeri bir ilgi değildir. Bu, hastalıklı ve altında İskoç hesabiliği yatan yabani bir ilgidir. İlgi değildir bu! Sanatı araçsallaştıran, ona esasında hakaret eden, bir lanet olası tüccarlıktır!
Gözyaşları, derin duygulanımlar içinde yaşmıştım ben o notaları. Bu aşağılanmayı, kabalığına bağışlayamam onların… böylesine “güdülmüş” zekalar IX. Senfoni’yi anlamaktan uzaktırlar… Siz de bu insafsız geri kafalılığın yüksek cehaletine şapka çıkartıyorsunuz…
Sayın Bay; Küt beyinli aptalların zevkiyle sevilmesin müziğim ülkenizde…
(Beethoven, München-1997)

(Selahattin Yusuf’un kaleme aldığı bu yazı 1997 yılında Yeni Şafak’ta yayınlanmıştı. O zamanlar Selahattin Yusuf, Yeni Şafak’ta yazmaktaydı…)

Hiç yorum yok: