30 Eylül 2005
Ehlen ve Sehlen Yâ Ramadân...
Usulca bir dua, suyun unutulmuş tadıdır,
Sahurda aceleyle içilen çay,
Seher vaktinin mahsunluğudur.
Sözdür ramazan bütün sözlerin sahibine ait,
Güzeldir ramazan, en güzelin bereketiyle,
Eski günlerdir ramazan
Ananelerin dedelerin ruhlarının yadı’dır.
Hem yalnızlık talimi hem mahsunluk tabibidir ramazan.
Akşam perde arkasından topun atılmasını bekleyen çocukların,
Babasıyla iftar açarken gülümsemeleridir ramazan.
Aftır ramazan, affedenlerin en güzeline hamd mevsimidir.
Besmeledir ramazan, ömrün bereketine, affın başucuna kondurulmuş,
Kalkandır ramazan , sade rahmeti içine alan.
Ortaktır ramazan onu hasretle bekleyene,
Tevhid’dir ramazan cümle alem ile bir iklimde buluşup dua edene.
Bir tek hû’dur ramazan iftar sofrasının başında Alemlerin sahibine yönelip hamd edene...
(http://kalanlar.com/ramazan?PHPSESSID=2d873fd05b79623c6c289cceb64ebc61 adresinden alıntı...)
27 Eylül 2005
Türkiye'de 5 vakit namaz kılmak...
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, din adamlarının görevinin sadece namaz kıldırmak olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Bardakoğlu, Antakya Kültür Merkezi'nde kentteki din adamlarıyla yaptığı sohbet toplantısında, din adamları olarak görevlerinin sadece namaz kıldırmak olmadığını, asıl görevlerinin namaz kıldırdıktan sonra başladığını belirtti.
Türkiye'de 40 kişiden birinin beş vakit namaz kıldığını bildiren Prof. Dr. Bardakoğlu, "Görevimiz, geriye kalan 39 kişiyi de beş vakit namaz kılmaya teşvik etmek" dedi.
Din adamlarından hal ve hareketlerine çok dikkat etmelerini isteyen Prof. Dr. Bardakoğlu, şöyle konuştu:
"Din adamları olarak hal ve hareketlerimizle topluma örnek olmalıyız. Biz sizlere güveniyoruz. Hizmetlerinizle gurur duyuyoruz. Din hizmeti sadece bir özlük hakkı değildir. İstesek de istemesek de etrafımızdaki insanlar bizi kendilerine örnek görüyor. Yani bizim sözümüz, sohbetimiz, ticari hayatımız, aile yaşantımız, hal ve hareketlerimiz çok dikkat çekiyor. Böyle olunca da belki sizler bu kadar zenginliğin içerisinde bazı şeylerden mahrum yaşıyorsunuz. Bir din adamımızın yaptığı hata, tüm din adamlarına ve daha kötüsü de İslama mal ediliyor. Bu konuda çok dikkatli davranmanızı istiyorum."
Hatay Müftüsü Mustafa Varlı da Hatay'ın bir üniversite kenti olması dolayısı ile fakir öğrencilere yönelik misyonerlik hareketlerinin var olduğunu bildirdi.
Müftülük olarak misyonerlik hareketinin vereceği tahribatı asgariye indirmek için çalıştıklarını belirten Varlı, şunları söyledi: "Misyonerlik ve benzeri zararlı alanların etkili olmaması için, din görevlileri olarak öncelikle bizim kendi dinimizi çok iyi tanımamız ve tanıtmamız gerekir. Valilikle işbirliği yaparak, bu yıl Kur'an kursu sayımızı arttırdık. Bu yaz, yaklaşık 22 bin öğrenciye dini ve temel bilgiler verilmeye çalışılmıştır."
19 Eylül 2005
Ölüm meleği sizi buluncaya kadar…
Son birkaç gündür hayattan bıktığını dile getiren, artık yaşamak istemediğini söyleyen kişilerden benzer içerikte mailler aldım.
…
Hayat aslında bazen hepimize sırt çeviriyor sevgili okurlar!
Sanmayın ki siz bir yerlerde kahır ve ızdırap çekerken, diğerlerinin bir eli yağda bir eli balda, keyif çatıyor. Dışardan bakınca iyi görünen nice hayat var ki, yakından tanıdığınızda kan ağladıklarına şahit oluyorsunuz.
Ben öyle inanıyorum…
…evet… hayatta muhteşem bir adalet olduğuna inanıyorum…
Çünkü bana göre yeryüzünü, yerin altındakileri, üstündekileri, bu dünyayı, bu dünyanın öncesini, bu dünyanın sonrasını ve bizim bilmediğimiz daha nice nice nimetlerin tamamını yaratan bir yaratıcı var. Ve her şey ama her şey ince bir düzen içinde yaratılmış…
Bu yaratılışın akıl almaz düzenini görememek, körlükten veya nankörlükten başka bir durum değildir…
Görmüyorsa… ya göremeyecek kadar meşguldür… ya da görmek istemeyecek kadar nankör!
…
Aynı imkan ve olanakların her birimizde tek tek aynı olduğunu düşünüyorum da… iyi ki yok…
Hepimiz aynı oranda zeki…
Hepimiz aynı oranda becerikli…
Hepimiz aynı oranda cesur…
Hepimiz aynı oranda korkak…
Hepimiz aynı oranda güzel…
Hepimiz aynı oranda çirkin…
…
Farklılıklarımız bizi biz yapıyor aslında… bir arkadaşıma oranla daha zekiyken, öbür arkadaşıma oranla daha çirkin, başka bir arkadaşıma oranla daha başarılı, küçük kardeşime oranla daha şanssız, büyük ablama oranla daha zayıf, anneme oranla daha az sevilen, babama oranla daha az bilgili, teyzemin çocuklarına oranla daha aklı başında, öğretmenime oranla daha sabırlı, komşumuz Ayşe teyzeye oranla daha becerikli, bakkal Rüstem Amcaya oranla daha genç, her gün tvlerde gördüğümüz manken kızlara oranla daha kısa boylu, iş arkadaşıma oranla daha hızlı çalışan, evdeki kuşlarımıza oranla daha fazla yemek yiyen…vs. birisiyim işte!
Ne güzel! Her şeyim herkesinkine benzeseydi? Seri üretim insanlar gibi olurduk resmen…
Oysa bizler seri üretim değiliz…
Hiçbirimizin gribi yaşama biçimi bile birbirine benzemezken, nasıl olur da hayatlarımız, şartlarımız, olanaklarımız birbirine benzer…
…
Burada içinde bulunduğumuz durumla barışmaktan söz ediyorum sevgili okurlar!
Bazı okuyucularımızın, benim bir elimin yağda bir elimin balda olduğunu zannetmesi, gerçekten öyle sandıkları gibi bir hayat yaşadığım anlamına gelmiyor.
…demek ki yaşadığım onca sıkıntı ve gerginliğe rağmen, hayatımda bir iyilik hali oluşturup, bulunduğum yerden devam etmeyi becerebiliyorum. Sizlerin de aynı şekilde bir bakış açısı kazanmanız için de tecrübe ve bilgi birikimlerini kaleme alıyorum… aslında tam kaleme de değil… tuş’a alıyorum… :)
Sevgili okurlar!
Hayat hiç kimse için yağlı ballı değil bence… yağ-bal denince akla hep maddi zorluklar geliyor ama… parası olanlar mutlu olsaydı, Prenses Diana’nın adı “Mahzun Prenses”e çıkmazdı… ilke ve prensipler olunca inanın ki, en sıkıntılı anlar bile, Allahın izniyle “RAHMETE” dönüşüyor.
Bizler iyi ki inanıyoruz… bence iyi ki Allah’a ve yaşadıklarımızın bizim için birer İMTİHAN olduğuna inanıyoruz. Birçok yerde bu inanç, işimizi kolaylaştırıyor.
Ölümü sıkça ananlar, hayattan bıkanlar, ölüp de bir an önce bu hayattan kurtulmak isteyenler!
Acele etmeyin… ölüm nasıl olsa gelip bir gün sizi bulacak…
17 Eylül 2005
Hafızlık...
Hafızlık konusundan uzun uzadıya bahsetmeyeceksem de, sana bir cümlecik kaydetmek istiyorum ey günlük!
"İslâm dünyasının bütününde çocuklar tarafından Kur'ân'ı ezberlemeye tahsis edilmiş bulunan zihnî enerjiyle, batı düşüncesine meydan okumak mümkündür."
(Jansey / Çağdaş Mısır'dan Tefsir / Kur'an'a Filolojik Yaklaşımlar, s. 18)
15 Eylül 2005
Ne ağır imtihandır başındaki, Sakarya!
Dediğim aynıyla vâki
Birden dursun istersin
Seneler olunca mazi…
09 Eylül 2005
Dişlileri yağlayarak "milli öğütüm"e devam
İdeolojik eğitim, YÖK, tesettürlü öğrencilere konulan okuma yasağı, müfredat, ders kitapları, öğretmenlerin nitelik ve nicelik olarak yetersizliği, öğretmen maaşlarının azlığı, derslik sayısının azlığı, okulsuzluk, mesleki eğitimin dramatik hali, İmam Hatiplere vurulan kelepçe, kontenjan oyunuyla ilahiyatların kökünün kurutulması, taşımalı eğitim vs...
Peki, eğer bütün bu alanlarda problem varsa, bunun Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi, "Haftanın yedi günü gelme de, hangi gün gelirsen gel"den farkı ne? Sizin anlayacağınız, aslında Türkiye'de bir "eğitim sistemi" bulunmuyor. Başından beri, resmi ideolojiyi din yerine ikame eden "sistemin eğitimi" vardı, o da şimdilerde iflas etti.
Ve sistemin eğitimi, bir "öğütüm sistemi"ne dönüştü. Milyonların beynini öğütüp, kutsal ideolojinin yemine küspe niyetine katıyor. Kendi ömrünü uzatmak için, gencecik insanların ömrünü öğütüyor. Hepsinden daha beteri, ciğer parelerimiz çocuklarımızın kişiliğini ve kimliğini öğütüyor.
Biliyorum, buna aklı evveller dudak büküp geçecekler. "Tutmayacak duaya amin demek" diye bakacaklar. Ama olsun, ben yine de bildiğim ve inandığımı söyleyeyim: Bu ülkede eğitim sistemi, ıslah edilemeyecek kadar umutsuz bir vakadır. Kelimenin tam anlamıyla yolun sonuna gelinmiştir. Çöküş, Milli Eğitim Bakanı'nın iyi niyetli çabalarıyla durdurulamayacak kadar dramatiktir. Hiçbir palyatif tedbir, mevcut sistemi ıslah etmeye yetmez. Kangren olmuş yarayı pansumanla geçiştirmekten öteye gitmez.
Zaten bu göründüğü için, aklı başında insanlar Türk Milli Eğitiminin ıslahından ümit kesmişler, kendi başlarının çaresine bakmak için alternatif arayışına girmişlerdir. Elinde imkanı olan çolunu çocuğunu alıp yollara düşüyor. Bir çoğu, kendisi kalıp çoluk çocuğunu gönderiyor. Beyin göçü üniversite çağıyla sınırlı değil. Yaş çok daha aşağılara düştü. Aslında beyin göçü deyince ille de yurt dışı akla gelmemeli. Son yıllarda, ekonomi devleri sayesinde bir de "beyin tekeli" oluştu. Hepsi, subay yetiştiren askeri okulların taktiğine başvurarak, eğitim alanında haksız rekabete giriştiler. Bu, rekabetlerin en felaketi ve en haksızı. Bu haksız rekabeti hangi "Rekabet Kurulu" önler, doğrusu meraka değer.
Büyük holdingler, milli eğitime güvenmedikleri için kendi kadrolarını kendileri yetiştirmenin telaşına düşeli hayli oluyor. Bu ülkenin ekonomik kaynaklarının kaymağını yiyenler, insan kaynaklarının kaymağını da yiyorlar. Seçme ve yerleştirme sınavlarının sonuçları, ilk önce bu gurupların masalarına düşüyor. Onlar kaymağını sıyırıyorlar, ülkenin gerisi kalanıyla idare ediyor. Kalanlara ise, adı konulmasa da, gayr-ı resmi olarak "döküntü" muamelesi yapılıyor. Her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da o bildik sınıf ayrımı cari.
Aslında tesettürlü okuma yasağının da, İmam Hatip Liseleri başta olmak üzere meslek liselerine konulan puan kırma oyununun da temelinde, bu ülkenin 'kovboylarının', bu ülkenin 'yerlilerine' karşı uyguladığı bu isimsiz ambargo yatıyor. Bu umutsuz vaka haline elmiş eğitimi, sadece "sorunlu" değil aynı zamanda "ayrımcı" yapıyor. Bu ise, eğitimin yapısal sorunlarının yanına bir de ahlaki sorunları eklememizi gerekli kılıyor.
Çözüm belli: Bu ülkenin okullarını, resmi ideolojiye kurşun asker yetiştirmek için beyin öğüten birer insan değirmeni olmaktan kurtarmak. Bunun için de, eğitim sistemini demode bir ideolojinin elinden kurtarıp insanileştirmek. Okulları, resmi ideolojinin kiliseleri olmaktan kurtarıp, insanın şahsiyetini güçlendiren ve saygı duyan bir kurum haline getirmek.
"Bu o kadar zor mu?" diyebilirsiniz. Elbette zor. Zorluğu işin tabiatından kaynaklanıyor. Fakat YÖK olduğu sürece zor değil, imkansızdır. Çünkü YÖK'ün birinci görevi, bu ülkedeki eğitim sorununun çözümünü engellemektir. Zaten YÖK'ü eğitimin başına musallat edenlerin amacı da buydu.
Mevcudu savunanlar, mevcuttan çıkar elde edenlerdir. Allah çocuklarımızın şahsiyetini korusun.
07 Eylül 2005
06 Eylül 2005
Cesar Vallejo : Umuttan Söz Etmek İstiyorum
Açıklamasız bir acı içindeyim şu anda. Öyle derin ki acım bir sebebe bağlanamaz, bir sebebe de bağlanamaz. Sebep ne olsun ki? Ona sebep olabilecek önemdeki şey nerede? Hiçbir şey sebebi değil, hiçbir şey ona sebep olacak güçte değil. Bu acıdan doğan şey ne işe yarar. Benim acım bir tuhaf kuşların kuzey ve güney rüzgârlarından döllenip saldıkları tarafsız yumurtalardandır. Sevdiğim kız ölseydi, acım çektiğim acı olmakta devam ederdi. Boynumu kesselerdi usturayla, ben yine şimdi duyduğum acıyı duyardım. Bu hayatta değil bir başka hayatta olsaydım çekeceğim bundan başka bir acı olmazdı. Bugün en yücelerden başlayarak acı çekiyorum. Yalnızca acı çekiyorum bugün.
Açların acısına bakıyorum da benimkinden nasıl da uzakta görüyorum onu. Açlıktan ölecek olsam, bir ot olsun biterdi mezarımda. Aynı şey âşıklar için de öyledir. Âşığın kanı, hangi kaynaktan ve ne yöne aktığı belli olmayan benim kanım yanında nedir ki?
Şimdiye dek evrendeki her şeyin kaçınılmaz olarak baba-oğul bağlantısı içinde olduğunu düşünürdüm. Oysa bugün işte bakın ne babadır benim acım ne oğul. Batan gün olmaya tümseği yok, fazlasıyla sinesi var doğan gün olmak için ve loş bir yere konacak olsa hiç ışık salmayacak, aydınlık bir yere koysan gölgesi olmaz. Bugün acı çekiyorum, olsun ne olacaksa. Bugün acı çekiyorum yalnızca.
Çev: İsmet Özel
02 Eylül 2005
AH ŞU ÇOCUKLAR
Küçük beyinlerini
Olur olmaz yorarlar;
'Abuk sabuk' şeyleri,
'Ulu orta' sorarlar;
Bir yığın pot kırarlar...
.......................................
Geçen yıl ramazanda,
Bir akşam bizim çocuk:
"Sevgili babacığım,
Hani var ya komşuda
Güzel bir tekir kedi;
Dikkat ettim, bütün gün
Dumadan yemek yedi..
İyi ama kediler,
Oruç tutmaz mı?" dedi.
Güldüm.. Dedim: çocuğum,
Ne kadar da câhilsin..
O kedi bir hayvandır,
Bunları nerden bilsin?..
Nasıl ki, hiçbir insan,
Tabak çanak yalamaz;
Hayvanlar da oruç tutup,
Namaz filan kılamaz..
Bu söze kıs kıs güldü,
Bizim küçük pasaklı.
Dedim ya.. Çocuk aklı..
Cengiz Numanoğlu Kimdir?
1941 yılında Antalya'nın Serik ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Akseki, Liseyi Bursa Işıklar'da tamamladı. 1962 yılında Kara Harp Okulu'nu bitirerek, ordu saflarına katıldı. 1982 yılında, kendi isteğiyle, kıdemli binbaşı rütbesinden emekliye ayrıldı.
Evli ve bir çocuk babasıdır.
01 Eylül 2005
Türkiye'nin maddi anlamda "en zengin 100"ü..
Ekonomist Dergisi, son sayısında Türkiye’nin en zengin 100 ailesi ve kişisini araştırdı. Dergi’nin İMKB, İSO ve Capital 500 listelerini referans alan araştırmasında ilk sırayı 4 milyar dolar ve üzerindeki servetleri ile Koç ve Sabancı aileleri aldı. Listede 3-4 milyar dolar arası serveti olanlar ise Şahenk ve Doğan aileleri oldu.
Haftalık ekonomi dergisi Ekonomist, Türkiye’nin en zengin 100 ailesi ve kişisini belirledi. Dergi’nin son sayısında kapak konusu olarak işlenen araştırmada ilk sırayı 4 milyar dolar ve üzerindeki servetleri ile Koç ve Sabancı aileleri aldı. Şahenk ve Doğan ise 3-4 milyar dolar arasında servete sahip iki aile oldu.
Araştırma için İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören şirketlerin piyasa değerleri önemli bir referans oluşturdu. Vergi listeleri dikkatle incelenirken, İSO’nun ‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’ ile Capital Dergisi’nin özel sektörü kapsayan ‘500 Büyük’ listesi titizlikle incelendi. Ve butün bunların sonucunda ortaya çıkan referans liste, Türkiye’de, vereceği referanslara herkesin saygı duyacağı önde gelen bankacılarla tartışıldı. Servet hesabının yapılmasında Türkiye’nin önde gelen yatırım danışmanları ve ekonomistlerinden yararlanıldı. Ekonomist araştırması, Türkiye’nin en zenginlerinin yaşam profilini de ortaya çıkardı. Araştırmaya göre zenginlerin yaşamlarından kesitler şöyle:
GÖZDEN UZAKLAR:
Bu insanların günlük yaşamları merak konusu.Örneğin Türk sanayine damgasını vurmuş bir isim olan Rahmi Koç, aynı zamanda Türkiye’nin günlük yaşamı en çok merak edilen isimlerinden biri. Gözler onu hep şaşaalı partilerde aradı ama önemli davetler dışında Rahmi Koç ismi yaşamı ile değil işi ile öne çıktı. Oysa Rahmi Koç’un yaşamı bazı sabahlar sessiz sedasız Nişantaşı’nda, kendi halinde tarihi bir muhallebiciye gidip kahvaltı yapacak kadar yalın olabiliyor. Gözlerden uzak kalmak isteyen sadece o değil. Aslında Türkiye’nin en elit, sosyo-ekonomik durumu en yüksek olan kesiminin genel tercihi, mümkün olduğunca gözlerden uzak kalmak. Hello Dergisi Eğlence Editörü Ersin Süzer, Türkiye’nin en elit kesiminin İstanbul’daki favori mekanlarını Reina, Ulus 29, Şamdan, Asya yakasında Serdar Bilgili’nin sahip olduğu A’jia otel ve restoranı, Beşiktaş’ta Vogue, Hisar’da İskele ve Bebek Balıkçısı olarak sıralıyor.
TEKNEDE ÖZEL DAVETLER:
Zenginler arasında son dönemde İstanbul’da yemek dışında dışarı çıkmanın en önemli nedeni Dr. Ferhat Göçer’i dinlemeye gitmek. Göçer’i sevenler arasında Garih Ailesi, Ferit Şahenk gibi isimlerin olduğu belirtiliyor. Kumpkapı’daki Develi Restoran gibi parlak dünyaya ait olmayan bazı özel mekanlara da zaman zaman sessiz sedasız buyur ediliyorlar.
Karamehmet çıktı, Ülker girdi
Ekonomist Dergisi’nin Türkiye’nin en zenginlerini araştıran çalışması, ikinci kez yapılıyor. Listede dikkat çeken bir nokta, Çukurova Grubu’nun patronu Mehmet Emin Karamehmet’in artık, ‘100 Zengin Türk’ arasında bulunmaması. Ekonomist’in listesine bu yıl Karamehmet’in yerine Ülker Ailesi girdi.
Gösterişli tüketimi sevmiyorlar
BİLGİ Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Dr. Selime Sezgin, üst gelir grubunun tüketim eğilimlerini şöyle değerlendirdi: ‘Araştırma derneğinin yaptığı araştırmalarında A ++ diye adlandırılan grup, iki farklı sosyo-ekonomik özelliğe sahip. Bunlardan birinci grup yerleşmiş büyük holdinglere sahip aileler. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı ve Bodur gibi kurumsallaşmış şirketler vakıflarla eğitim alanında yerlerini aldılar. Bu yerleşmiş servet sahipleri çok gösterişli bir tüketim modeli çizmiyor.’
DAVETLERİNE MAGAZİN BASINI SIZAMAZ
Türkiy’de en üst seviyedeki sosyo- ekonomik gruba dahil ailelerin hemen hepsi bir yata sahip. Ersin Süzer, ailelerin yazı çoğunlukla teknede geçirdiklerini işadamlarının ise sıklıkla tekneyi bırakarak kısa sürelerle işlerinin başlarına döndüklerini anlatıyor. Ömer Dinçkök, Türkbükü aşığı olarak bilinen isimlerden bir tanesi. Süzer, ‘Rahmi Koç, Mustafa Koç, Cem Boyner, Ömer Dinçkök gibi isimler her yıl Göcek’te buluşurlar. Toplu halde 3 gün - 1 hafta burada kalınır. Tekne davetleri verilir. Sonra herkes kendi yoluna gider. Tekne ile açılırlar. Verdikleri davetlerden hiç kimsenin haberi olmaz. Hiç kimsenin haberi olmadan çok fazla davet verirler. Ve bu davetlere magazin basınının sızmasına imkan yoktur’ dedi.
BANKADA ‘ÖZEL HİZMET’ ALIYORLAR, Faize duyarlılar
TÜRKİYE’nin zirvesindekilerin aldığı bankacılık hizmeti bilinenden çok farklı. Bankalar bu grup için özel bir bankacılık hizmeti yürütüyorlar. Private Banking (Özel bankacılık) olarak adlandırılan bu hizmetlerden yararlanabilmek için minimum 200 bin dolarlık hesap açtırmak gerekiyor. 5-10 milyon dolarlık hesaplarda özel birimler oluşturulabiliyor. Yurtdışında ailelere özel bankacılar atanıyor. Bütün aile üyelerinin parası tek bir hesaptan yönetiliyor. Genellikle bir aile üyesi bu birikimin yönetilmesinden sorumlu oluyor. Akbank Private Banking’den sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fikret Önder, Family Office olarak adlandırılan bu oluşumlardan yararlanabilmek için minimum 50-100 milyon dolarlık limitler olduğunu belirtiyor.
Fikret Önder, ‘Yatırım tercihleri genellikle kişinin risk profiline göre de değişiyor. Portföy büyüklüğü arttıkça yatırım eğilimi değişiyor gibi sonuca ulaşmak mümkün değil. Bu grubun en belirgin özelliği faize duyarlı olması. Yatırım portföyünün büyüklüğü arttıkça faize olan duyarlılık da artıyor. İki banka arasında oluşan yüzde 0.25 oranındaki faiz farkı bile onlar için önemli oluyor’ dedi.
Sanat eserlerine 100 milyon dolar
SANAT uzmanlarına göre bir toplumda sanat kültürünün oluşabilmesi için üç kuşak geçmesi gerekiyor. Anne-baba, oğul\ kız sanat ile bir ilişki içerisinde büyüdüğünde ancak bu alanda bir kültür oluşuyor. Erhan Ersöz de sanat kültürünün genlerle kuşaktan kuşağa aktarıldığına inanıyor. Bu nedenle şu ana kadar oluşan servet birikiminden 100 milyon dolar civarında bir pay aldığı tahmin edilen sanat yapıtlarına önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım yapılacağı tahmini yapılabilir. 50 yaş üzerindeki kitlenin genellikle klasik Türk resmi ve antikalara meraklı olduğu belirtiliyor. Osman Hamdi, Şevket Dağ, Nazmi Ziya, İbrahim Çallı, Hikmet Onat en çok tercih edilen ressamlar. 30-50 yaş arası kesimin tercihi ise modern resim ve fotoğraf gibi yeni sanat dalları. Adnan Çoker, Mustafa Ata, Güngör Taner, Ergün İnan, Ömer Uluç bu kesimin gözdesi. Erhan Ersöz ‘Resim alanların yüzde 90’ı sevdikleri ve gelecek kuşaklara kültür birikimi bırakmak için alım yapıyorlar’ diyor.
Türkiye’nin en zengin 100 aile ve kişisi
4 milyar dolar ve üstü
1 Koç Ailesi Koç Holding
2 Sabancı Ailesi Sabancı Holding
3 Şahenk Ailesi Doğuş Grubu
4 Doğan Ailesi Doğan Holding
5 Ülker Ailesi Ülker Grubu
6 Dinçkök Ailesi Akkök Grubu
7 Eczacıbaşı Ailesi Eczacıbaşı Hol.
8 Şarık Tara Enka Holding
9 Kamil Yazıcı Anadolu Grubu
10 İzzet Özilhan Anadolu Grubu
11 Asım Kocabıyık Borusan Holding
12 Konukoğlu Ailesi Sanko Holding
13 Ahmet N. Zorlu Zorlu Holding
14 Hüsnü Özyeğin Fiba Holding
15 Turgay Ciner Park Grubu
16 Çolakoğlu Ailesi Çolakoğlu Grubu
17 İhsan Doğramacı Tepe Grubu
18 Faruk-Cengiz Yalçın Makyal İnş.
19 İsak Lodrik Enboy Tekstil
20 Kadir Has Has Grubu
21 Ahmet Çalık Çalık Grubu
22 Yılmaz Soyak Soyak İnşaat
23 Salih Tatlıcı Tatlıcı Grubu
24 Kibar Ailesi Kibar Holding
25 Necati Kurmel Saray Halı
26 Feyyaz Berker Tekfen Holding
27 Nihat Gökyiğit Tekfen Holding
28 Necati Akçağlılar Tekfen Holding
29 Boyner Ailesi Boyner Holding
30 Demir Sabancı -
31 İdris Yamantürk Güriş Holding
32 Demir Karamancı O. Anadolu Teks.
33 Lucien Arkas Arkas Holding
34 Oğuz Gürsel Kiska Holding
35 İshak Alaton Alarko Holding
36 Garih Ailesi Alarko Holding
37 Kamhi Ailesi Profilo Holding
38 Çarmıklı Ailesi Nurol Holding
39 Sudi Özkan Özkanlar Grubu
40 Zafer Yıldırım Orjin Grubu
41 Zafer Kurşun Orjin Grubu
42 İnan Kıraç Kıraça
43 Selahattin Beyazıt Bayazıt Grubu
44 Murat Vargı Turkcell
45 Erol Üçer Gama İnşaat
46 Ulusoy Ailesi Ulusoy Hol.
47 M. Nazif Günal MNG Holding
48 Nihat Özdemir Limak İnşaat
49 Celal Sönmez Sönmez Holding
50 M. Tahincioğlu Kent Gıda
51 Ethem Sancak Hedef Grubu
52 Şükrü Şankaya Yeşim Tekstil
53 Ünal Aysal Unimar
54 Selçuk Yaşar Yaşar Holding
55 Çiftçi Ailesi Çiftçiler Holding
56 Firuz Kanatlı Eti Grubu
57 Sadioğlu Ailesi Banker
58 Recep Yazıcı Diler Grubu
59 Mermerci Ailesi Akfil Tekstil
60 Kemal Gülman Gülman Grubu
61 Aziz Zapsu Azizler Holding
62 Recep Gencer Bağfaş
63 Boydak Ailesi Boydak Grubu
64 Ali-İsmet Abalıoğlu Abalıoğlu Hol.
65 Kemal Şahin Şahinler Hol.
66 İsfendiyar Zülfikar Zülfikarlar Grb.
67 Mustafa Baysal Baysal Tekstil
68 İbrahim Bodur Kale Grubu
69 Erdoğan Özgörkey Özgörkey Grubu
70 Ahmet Çetinkaya Saray Örme
71 Hasan Aslan Ortadoğu Rulman
72 Ahmet Keleşoğlu Selçuk Ecza
73 Ertuğrul Kurdoğlu Ata Holding
74 Nafi Güral Güral Porselen
75 Yüksel Gamgam Gamgam Grubu
76 İmam Altınbaş Altınbaş Holding
77 Molu Ailesi Karsu Tekstil
78 Eskiyapan Ailesi Nuh Grubu
79 İlyas Özsüer Maya İnşaat
80 Nuri Özaltın Özaltın Grubu
81 Adnan Çebi Makyol İnşaat
82 İhsan Kalkavan Kalkavan Deniz.
83 Hüseyin Özdilek Özdilek Grubu
84 Vitali Hakko Vakko
85 Hamdi Akın Akfen
86 Burhan Silahtaroğlu Silkar Hol.
87 Nuri Akın Akın Tekstil
88 Nevzat Kalkavan Türkom Grubu
89 Melih Sipahioğlu Tamek Hol.
90 C. Kaptanoğlu Kaptanoğlu D.
91 Fikret Öztürk Opet
92 T. Hazinedaroğlu H. İnşaat
93 Murat Dedeman Dedeman Hol.
94 Ahmet Eren Eren Grubu
95 Barut Ailesi Abdi İbrahim İlaç
96 Cemalettin Sarar Sarar Giyim
97 Bayram Aslan İçdaş
98 Gürel Ailesi Sunel Tütüncülük
99 Fikret Evyap Evyap Grubu
100 Türkan Özsezen Gripin