En son yaygara "helal gıda damgası" üzerinde koparılıyor. Bu konu ortaya atıldığından bugüne yüzlerce yazı yazıldı, lehinde olan az, aleyhinde olan çok; bu ikinci nevi yazılar da konuyu, kendi dar hududu içinde ele almıyor, meseleyi "laiklik ve karşıtlığı, şeriatçılık, rejimin tehlikeye düşmesi" gibi aslında ilgisiz ama daha çok ses getirebilecek alanlara kaydırıyorlar.
Yeni Şafak'ta Sami Hocaoğlu (M. İ.) kardeşimiz yazdı, Türkiye'deki domuz çiftliklerinde yılda 3 milyon kg. civarında et üretiliyor, toplam kırmızı et tüketimi yaklaşık 6 milyon kg., demek ki, bunun yansı domuz eti ve bu etler bazı büyük marketlere, yemek fabrikalarına, belki bazı kasaplara gönderiliyor. Türkiye dünyaya açılıyor, artık ticaretin ve malın ülkesi yok, her yerden her şey alınıp satılıyor. Bu durum karşısında, isteyen insanların inançlarına uygun yiyecekleri bulup gönül huzuru ile yiyebilmeleri (aynı zamanda islam ülkelerine gıda ihracında kolaylık sağlanması) için bir tedbir teklif ediliyor; deniyor ki, TSE, mesela Diyanet'in ilgili birimi gibi bir merciden rapor alarak etlere "helal" damgası vursun. Bakın buna nasıl bağnaz, tektipçi, tahammülsüz, demagokça, edep ve saygı sınırlarını çiğneyen tepkiler veriliyor (iki köşe yazarından iki örnek):
"İçki yasağı koyan AKP'li belediyeler çoğalırken şimdi "helâl ürünler" numarası çıktı. TSE'ye din eğitimi görmüş militanlar doldurmanın kur¬nazlığını yakında ağzımız açık izleyeceğiz."
"Tüy diken konu ise TSE gıda üretilirken 'helal mi haram mı?' diye Diyanet işleri yetkilisi ile kontrole gidecekmiş. Türkiye'de üretilen gıdalar Islami' usulde yapılmışsa 'Helal Gıda' standartı verilecekmiş. TSE Başkanı Kenan Malatyalı'nm gazetede resmi de var. Kravatlı, bıyıksız, medeni bir adama da benziyor!"
"Türkiye Bir İslam ülkesi değil çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülke' deyin; Türk Müslümanı helali haramı üstüne yazmadan 70 yıldır ayırıyor!' deyin. Böyle yapmazsanız sizden sonra gelen TSE Başkanı, din görevlisi ile birlikte fabrikaların montaj hattından 'helal otomobil' seçmeye kalkar, ulu kitabımız çevrenin temiz tutulmasından da bahsediyor!"
Teklif, bu ülkede yaşayan bütün insanlara "illa da helal olanı yeyin" demiyor, İslam'a göre "haram" olanlara "haram" damgası basılmasını istemiyor, yalnızca et vb. gıdaları alırken şüpheden kurtulmak isteyen dindar müslümanlara bir hizmet sunuyor, bunun başkalanna ne zararı var? Bu soruya cevap vereyim: "Yanlarında inancı gereği başını örten, namaz kılan, sakal bırakan, oruç tutan. .. Birini gördüklerinde rahatsız olanlar gıdaların üzerinde helal damgasını görünce de rahatsız oluyorlar; çünkü bu olursa, bu ülkede dindar müslümanların da din özgürlüğünden yararlanarak yaşadıkları, var oldukları, var olacakları anlaşılıyor; başka bir ifade ile "hala yok edilemedikleri, dipdiri durdukları" ortaya çıkıyor.
"Yahudilerin böyle bir uygulamaları var ve bu, bütün dünyada geçerli" diyeceksiniz, ama olsun, onlar müslüman değil, "dindar, dini bütün müslüman olmayanlar bin yaşasın!", onlara bir diyecekleri yok, onların derdi "dindar, dini bütün müslümanlar" ile ilgili.
(Hayreddin Karaman, 18-24 Kasım 2004, Gerçek Hayat)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder