Mustafa AKKAD'ın Ardından...
Ürdün’ün başkenti Amman’da meydana gelen bombalı saldırıların üzerinden sadece birkaç hafta geçti. Fakat bu saldırılardan birinde ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede dünya hayatına gözlerini yuman sevgili Mustafa Akkad, şimdiden unutuldu. Üstadın ölüm haberini veren basın-yayın organları bir daha Mustafa Akkad’ın adını anmadılar. Sanatçılarımız, entelektüellerimiz, siyasetçilerimiz zaten hiç oralı olmadılar. “Çağrı” ve “Çöl Aslanı” filmleriyle İslam dünyasının yüzünü ağartan yönetmen Akkad için “ustaya saygı” mahiyetinde anma programları düzenlenmeliydi. Köşe yazarları –bilhassa sinema yazarları- günlerce Akkad’ı yazmalıydılar. Hükümet veya en azından Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, bir başsağlığı mesajı yayınlamalıydı. Ne yazık ki bunların hiçbirisi olmadı. İnanılmaz bir vefasızlıkla uğurladık sinema alanındaki en büyük kahramanımızı.Diyeceksiniz ki: “Sen ne yaptın, ne yazdın Akkad’ın ölümü üzerine?” Cenab-ı Allah’tan rahmet dilemenin dışında ben de bir şey yapmadım, ben de bir şey yazmadım. Ben de vefasızım. Ben de suçluyum. Fakat, suçumu hafifleten (daha doğrusu hafifleteceğini umduğum) bir şey var; daha Akkad’ın sağlığında Gerçek Hayat’ta ve Millî Gazete’de üstadla ilgili ikişer yazı yazarak “Selahaddin Eyyubi” ve “Fatih Sultan Mehmet” projelerinin önemine dikkat çektim, bu projelerini gerçekleştirebilmesi için Akkad’a mutlaka yardım edilmesi gerektiğini söyledim. Birkaç ay önce bu köşede “Mustafa Akkad bizden haber bekliyor” başlığı altında yazdıklarımı hatırlarsınız:
“Akkad’ın iki filmini çeyrek asırdır tepe tepe kullanıyoruz. Televizyonlarımız her Ramazan’da, her bayramda, her Kandil gecesinde bu filmleri gösteriyor. ‘Çağrı’yı ve ‘Çöl Aslanı’nı tekrar tekrar öpüp başımızın üstüne koyuyoruz, fakat “daha?” demekten de kendimizi alamıyoruz. Daha? Mesela Selahaddin Eyyübi? Mesela Fatih Sultan Mehmet? Mustafa Akkad bu filmleri de çekmeye dünden hazır. ‘Selahaddin filminin maliyeti 70 milyon dolar. Fatih filminin maliyeti 100 milyon dolar. Parayı bulduğum anda filmleri çekmeye başlarım.’ deyip duruyor. 1993 senesinde TGRT, Akkad’ı İstanbul’a davet etmişti. Üstadın yukarıda mezkûr projelerine destek vaadinde bulunulmuştu. Hatta bu projelere Çanakkale projesi de ilave edilmişti. Akkad geldi gitti ama projeler hayata geçmedi. 10 sene sonra bir daha geldi Akkad. Türk televizyonlarına çıktı, projelerini bir daha anlattı, bilhassa Fatih filmi için Türkiye’den destek istedi… O zaman Gerçek Hayat dergisinde yazmıştım: Kültür ve Turizm Bakanlığı bir yıllık bütçesini (maaş ve kira giderleri hariç) Fatih filmi için Akkad’a versin; gerekirse bakanlık bir yıllığına kapatılsın; bu film yapılsın; yapılsın ki Türkiye ve bütün İslam dünyasına özgüven aşılansın, iyimserlik aşılansın, coşku ve ümit aşılansın… Amerikalılar “Gladyatör”ü çekiyor, “Truva”yı çekiyor, “İskender”i çekiyor, sinemada destan üstüne destan yazarak kendi insanlarını kahramanlığa özendiriyorlar; estirdikleri kahramanlık rüzgarlarıyla yeni savaşların, işgallerin psikolojik zeminini hazırlıyorlar. Biz de Selahaddin ve Fatih gibi filmlerle yeni fetihlerin psikolojik zeminini hazırlayabiliriz. Hiç değilse Ümmet-i Muhammed’in üzerindeki ölü toprağını kaldırabiliriz. Bunları yıllardır önümüze gelene anlatıyoruz. Milletvekillerine, bakanlara da anlatıyoruz. ‘Yenilgilerin acısını beyaz perdede çıkaralım. Beyazperdeden fışkıracak enerji, yenilgilerimizi zafere dönüştürebilir’ diyoruz fakat nafile. ‘Süpergüç’ Amerika Birleşik Devletleri, halkını ‘kıvamda’ tutmak için sinemaya milyarlarca dolar harcıyor, fakat biz, Fatih projesi için Mustafa Akkad’a verecek 100 milyon dolar bulamıyoruz. Bu para çöpe gitmeyecek. Film dünya sinemalarında oynayacak ve muhtemelen sermayesinden fazlası geri dönecek. Velev ki dönmesin… İstanbul’u fethetmenin muhteşem hazzını tekrar yaşamanın değeri parayla ölçülür mü? Bildiğim kadarıyla Mustafa Akkad, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve hükümetle de temas kurdu, Fatih projesi için destek istedi… Aslında tersi olmalıydı. Biz, Türkiye olarak, Mustafa Akkad’ın kapısını çalmalıydık. ‘Gel şu filmi yap, ne istersen verelim’ demeliydik. Ne yazık ki, Akkad’a müracaat etmek şöyle dursun, Akkad’ın müracaatını bile değerlendirmedik. Adamcağız yıllardır haber bekliyor. Alo, Kültür ve Turizm Bakanlığı! Alo, Tanıtma Fonu! Alo, kimse var mı orada?”
Yokmuş. Hiç kimse yokmuş. Mustafa Akkad “Selahaddin” diye diye, “Fatih” diye diye öldü. Cenâb-ı Allah ganî ganî rahmet eylesin, taksiratını affeylesin. İslam dünyasının başı sağ olsun.
[Hakan Albayrak, 05.12.2005, M. Gazete]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder