Geçtiğimiz hafta içinde biz hükümet-TÜSİAD kavgasıyla meşgul olduğumuz sırada, dolaylı biçimde bu konuyla ilgili sayılabilecek bir haber gazetelerde yer aldı. İKÖ üyesi 57 ülkeyi kapsayan bir araştırma, İslam dünyasının 'En büyük 100' şirketini belirlemişti. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye 25 şirketle, sıralamada en çok şirketi yer alan ülke olmuştu. Bizde de zaten haber bu yönüyle öne çıktı.
Bu sonuca bakarak Türkiye’nin İslam ülkeleri arasındaki en güçlü ekonomiye sahip ülke olduğunu düşünenler olmuş olabilir. Oysa listeye giren Türk şirketlerinin bu anlamda bir özellikleri yok. Çünkü dünya ekonomisinde esamileri okunmuyor hiçbirinin.
Peki nasıl oluyor da İslam dünyasının “ilk 100” listesinde en fazla (listenin dörtte biri) Türk şirketleri yer alıyor?
Bir defa unutmamak lazım ki Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer alıyor. Ama bunda en büyük pay kalabalık nüfusuna ait. Burada dönen paranın yekûnunun yüksek olması, ülkenin ekonomik gücünü göstermiyor; dünyadaki etkisini de ifade etmiyor… Aynı şey şirketler için de geçerli.
İslam dünyasının “ilk 100” listesinde Türk şirketlerinin sayıca ağırlıklı oluşunun ikinci sebebi olarak, İslam ülkelerinin genelde batıyla mukayese edilebilir ekonomilere sahip olmayışını görmek lazım. Bir yere kadar Malezya ve Endonezya’yı saymazsanız, İslam ülkelerinde dünya ölçeğinde ciddiye alınabilir bir ekonomik üretime rastlamak imkansız gibidir. (Zaten mezkur listedeki şirketlerin ilk onunu petrol şirketleri teşkil ediyor. Bu, yeterince aydınlatıcı bir veri.) Bunun sebebi olarak, Müslümanların bugünkü dünya ekonomisinin motoru olan kapitalist zihniyeti benimseyememiş olmalarını görenler çoğunlukta.
Ama başka sebepler de sayılabilir.
NE YAPAR KOMPRADOR BURJUVAZİ?
İslam dünyasının büyükçe bir bölümünün yaklaşık iki yüzyıldır batı dünyasının politik-ekonomik sömürüsüne maruz oluşu da ekonomik zayıflığının bir diğer sebebi olmalı.
Ayrıca, İslam ülkelerinin yönetiminde olan zümrelerin, siyasi ve ekonomik iktidarlarını sürdürebilmek uğuruna batılı güçlerle işbirliği içinde oluşu var… Sözünü ettiğimiz zümreleri yalnızca Körfez emirliklerini yöneten ailelerden ibaret sanmamak lazım. “Komprador burjuvazi”yi de bunun içinde sayabiliriz. Ne yapar komprador burjuvazi? Batılı şirketlerin mümessilliğini, yani acenteliğini yapar. Onların ürettiklerini paketler, etiketler, bazen montajını yapar, içeriye pazarlamasını üstlenir. Sanayici gibi gözükenleri aslında batılı firmaların lisansıyla üretim yaparlar. Teknoloji üretmezler, Batılı firmaların ürettiği teknolojileri kullanmayı tercih ederler. Niçin böyle yaparlar? Daha kolay geldiği için. Günlük, kısa vadeli karlar peşinde oldukları için. Kendi ülkelerinin yarınına güvenmedikleri için. Başka türlü davrandıklarında (batıdan) gelecek zararı göze alamadıkları için. Kısaca söylersek, kalpleri ve zihinleri kendi ülkelerinin kimlik değerlerine uzak olduğu için.
İslam dünyasının “ilk 100” listesinde yer alan Türk şirketlerinin önemli bölümü kamuya ait. Bir kısmı da yakın zaman önce özelleştirilmiş şirketler. 25 şirketin 11 tanesi özel teşebbüsün eseri değil. Diğer (özel) şirketlerin ise “milli” niteliği yok.
Bunlar arasında ihracat yapan, yani ürettiğini dünya pazarlarına satan bir şirket bulunmuyor. (Belki Vestel’i ayırmak gerekir; ama onun da ne kadar “teknoloji üreten şirket” özelliğine sahip olduğu tartışmalı bir konu.) Hepsi iç pazara mal/hizmet arz eden şirketler. İslam dünyasının “ilk 100” listesinde yer alıyorlar, ama mesela Forbes’un ilk 100’ünde yer almaları mümkün değil. Çünkü dünya ölçeğinde büyüme istidadı ve kabiliyeti taşımıyorlar. Bu da gayrı milli niteliklerinden dolayıdır.
Çünkü komprador burjuvazi gayrı millidir.
Batının büyük şirketleri, öncelikle kendi ülkelerinin şirketleridir. Bunlar kendi ülkelerinin ekonomik kaynaklarını yağmalayıp, yabancı şirketlerin ürettiği malları kendi iç pazarlarına satmaya çalışmazlar. Bunun karşılığında toplumun farklı farklı kesimleri de, hatta kamu kurumları da bu şirketlerin başarısı için seferber olur. Fransızların Renault’su, İsviçrelilerin Nestle’si, Almanların Volkswagen’i böyledir.
Bizimkiler öyle değildir. Çünkü yalnızca almayı bilirler. Fabrikalarının arsasını devlet versin isterler; yolu devlet yapsın, limanı devlet yapsın, ama ulaşımdan da para almasın isterler. Vergi vermek istemezler, çalışanlarına ücret vermek bile istemezler. Mümkünse onu da devlet versin isterler.
“FETHULLAH HOCANIN OKULLARI”
İslam dünyasının “ilk 100” listesinde yer alan 25 Türk şirketinin en büyüğü Koç Holding.
Koç Holding geçtiğimiz günlerde önce TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç’un hükümete yönelik çıkışı dolayısıyla, sonra da Rahmi Koç’un “Fethullah Hocanın Okulları”na ilişkin sözleri vesilesiyle gündeme geldi.
Mustafa Koç’un sözleri büyük yankı uyandırdı, günlerce konuşuldu. Oysa babasının sözleri daha önemliydi, çünkü kendi zihniyet dünyalarıyla ilgili ipuçları taşıyordu.
Demişti ki Rahmi Koç: “Fethullah Hoca bu kadar okulu nasıl açıyor, biz üç tanesini zor işletiyoruz.”
Fethullah Hoca’ya yönelik bir istifham var bu sözde öncelikle; ama bir de kendi durumlarına ilişkin şikayeti var Koç’un: İşlerin zor yürüdüğünü ifade ediyor. Dışarıdan görüldüğü kadar kolay değil bu işler, diyor. Üstelik bahsettiği okulun arsasını devlet verdiği halde, vergi indirimi ve başka kolaylıklar, muafiyetler vs. sağlandığı halde hâlâ şikayet ediyor.
Fethullah Hoca cemaati –ister beğenin, ister kızın- ne de olsa bir sivil girişim. Koç topluluğu ise devletin müşfik kanatları altında büyü-tül-müş, nazenin bir çiçektir. Milli kapitalist oluşturma siyasetinin en önemli ürünüdür. Ama ne yazık ki olması istenen şeyden bambaşka bir hüviyet edinmiştir. Ne milli olabilmiştir, ne de doğru düzgün kapitalist.
Onun için biri dünyanın her tarafında bunca okul açıp işletebiliyor, öbürü “şu okul işi için devletten başka hangi imkânı elde edebilirim” diye düşünüyor.
Haksızlık mı ediyoruz? Şunu hatırlayın: Bu topluluk, vaktiyle devletten aldığı bir işletmeyi kâra geçiremediği için kısa bir süre sonra devlete geri vermişti!
Diğerleri de bundan farklı değil.
Hepsi aynı zihniyet fideliğinde yetiştirilmiş çiçekler çünkü.
İslam dünyasının ilk 100 şirketi listesinde ben bunları gördüm.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder