06 Şubat 2006

Efendimize karikatürlü hakaret meselesi

Bize diyorlar ki: “Peygamberinize sövdük, çünkü fikir ve ifade özgürlüğü var. Siz bu özgürlüğü tanımaya yanaşmadığınız için şimdi Peygamberinize daha çok sövüyoruz. Peygamberinize sövülmesine alışmanız, bunu içinize sindirebilecek kadar olgulaşmanız gerekiyor. Sizi olgunlaştırana kadar, sizi demokrat yapana kadar, size fikir ve ifade özgürlüğünü öğretene kadar, size Batılı değerleri kabul ettirene kadar Peygamberinize söveceğiz.”
Aşağılık herifler! Yunan felsefesi, Rönesans, Aydınlanma, Fransız Devrimi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi vs, vs, vs’den mütevellit Batı terbiyesinin hülasası bu demek; Hazret-i Muhammed’e (sallallahu aleyhi vesellem) sövüp saymak! Ve Batı’nın İslam dünyasına sunduğu özgürlük, demokrasi, insan hakları formülü bu demek; Hâtemul Enbiya’ya hakareti normal karşılamak! Buna var mıyız? Resulullah’ın tahkir edilmesine alışabilir miyiz? Bunu normal karşılamayı ‘öğrenebilir’ miyiz? Haşa! Asla ve kat’a! Kanımız ve canımız Efendimize kurban olsun.
Bizim için hiçbir özgürlük Resul-i Ekrem’den değerli değildir. Öyleyse biz “Batılı değerler”i özümseyemeyiz. Öyleyse biz Batı’yla hep çatışma halinde oluruz. Öyle olduk, öyleyiz ve öyle olacağız. Dikkat: Bu bir medeniyetler çatışması değil. Bu, medeniyet ile barbarlık arasında bir çatışma. Bir tarafta Hz. Musa’yı ve Hz. İsa’yı “aleyhumusselam” diyerek anan ve baş tacı eden İslam Medeniyeti, öbür tarafta Hz. Muhammed’e sövmeyi marifet sayan Batı barbarlığı.
Haçlı istilasına bizzat şahit olan Üsame İbn Munkız’ın “İbretler Kitabı”nda Frenklerden “vahşi hayvanlar” olarak söz edilir. Emin Mâluf ise “Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri” adlı eserinde Türklerin Frenkleri hep “yamyamlar” olarak hatırlayacaklarını yazar. Elhak, biz Frenkleri vahşi yaratıklar olarak tanıdık ve 1000 yıldır ehlileşmelerini, medenileşmelerini, yontulmalarını, adam olmalarını bekliyoruz. Nafile. İçlerinde oturup doğru dürüst konuşabileceğimiz ve anlaşabileceğimiz pek çok insan olmakla beraber, Frenkler, genel olarak, Haçlı Seferleri’nden neredeyse 1000 yıl sonra hâla aynı yerdeler. Kendilerini hâla mukaddesatımıza söverek gerçekleştiriyorlar. Ve 1000 yıl önce (daha doğrusu 1000 yıldır) Müslüman esirlerini Hz. Muhammed’e sövmeye zorladıkları gibi, bugün de, medeni olmak için Hz. Muhammed’e sövmeyi normal karşılamak gerektiğini söylüyorlar. Bunu bir özgürlükçülük, demokratlık, insan hak ve hürriyetlerine saygı gereği olarak (!) İslam dünyasına dayatmaya çalışıyorlar. İnanılır gibi değil, ama Peygamber Efendimize hakaret etmeyi öyle büyük bir hak ve hatta görev olarak görüyorlar ki, bir Danimarka gazetesinde yayınlanan o iğrenç karikatürleri savunmayı bir şeref meselesi, bir namus meselesi haline getirdiler. Batı’yla İslam dünyasını karşı karşıya getirmek pahasına büyütüyorlar bu meseleyi; Norveç, Alman, Hollanda, Fransız gazeteleri de Efendimizi tahkir eden o karikatürleri yayınlıyor; “Özür dilemek yok! İslam dünyasına taviz vermek yok! Medeniyetimizi sonuna kadar savunacağız!” diye bas bas bağırıyorlar. Böyle şerefin, böyle namusun, böyle medeniyetin içine tüküreyim!
Hazret-i Musa’ya, Hazret-i İsa’ya ve Hatemul Enbiya Muhammed Mustafa’ya selam olsun.
[06.02.2006, H.Albayrak, Milli Gazete]

Hiç yorum yok: