11 Temmuz 2005

Londra ve Srebrenitsa

Londra'yı kimler kana buladı? O metrolara, o çift katlı otobüse bombaları kimler koydu? Koyarken ne düşündüler? Besmele çektiler mi? Çoluğun-çocuğun paramparça olmasını nasıl karşıladılar? Elhamdulillahirabbilalemin mi dediler? Bu amansız zulüm hangi zalimlerin işi? Bu akıl almaz vahşet hangi barbarların işi? Kendilerini İslam mücahidi sanan gafiller mi bunlar? Yoksa İslam güneşini masum kanıyla sıvamaya çalışan provokatörler mi? Batılı fitne odaklarının bir operasyonuyla mı karşı karşıyayız? İnşaallah öyledir. İnşaallah öyledir. İnşaallah öyledir. Bu katliam, Rahmet Peygamberi Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem) ümmetine mensup insanların işi değildir inşaallah. Keşke bundan emin olabilseydik. Keşke tereddütsüz 'provokasyon' diyebilseydik. Ne yazık ki diyemiyoruz. Tereddüt ediyoruz. Makyavelizmi benimsemiş mücahit(!)lerin olduğunu biliyoruz, çünkü. Gayenin vasıtayı meşru kıldığına inanıyor, bunlar. Zulme karşı savaşırken zulüm destanları yazabileceklerine, bunun meşru ve hatta zaruri olduğuna inanıyorlar. Hedef seçmiyorlar, önlerine geleni vuruyorlar. Kafirlerin sivillerine karşı hiçbir vicdani ve hukuki sorumluluk hissetmeyip onların kadınlarını ve çocuklarını bile gönül rahatlığı ile katlederken, sokaktaki sıradan Müslümanların kanını dökmekten de imtina etmiyorlar. 'Savaştır, olur böyle şeyler, masumlar da ölür' diyorlar pişkin pişkin. 'Kafirlerin düzenini sarsmak istıyoruz. Bu maksat hasıl oluyorsa mesele yok' diyorlar. Sivil can kayıpları konusundaki hassasiyetimize metelik vermiyorlar. 'Onlar da yapmıyor mu aynı şeyi?' diye soruyorlar. Onlarla aynı şeyi yapıyorlar, onlar gibi oluyorlar.Neymiş? Şartlar böyle bir savaş tarzını gerektiriyormuş... E ne yapsınlarmış yani?… Tanklarla, savaş uçaklarıyla, nükleer silahlarla saldırıya geçen düşman ordularını nizami bir savaşla durduramayacaklarına göre, kafirlerin yumuşak karnına yüklenmeleri gerekirmiş… Vurun sivillere! Çoluğu-çocuğu paramparça edin ki yükselsin muazzez İslam bayrağı! Öyle mi?Peki, Peygamber Efendimiz bu cihat anlayışına ne derdi? 'Çarşıları ne güzel bombalıyorsunuz… Düşman mezhebin camilerini ne güzel yakıyorsunuz… Mazlumlar için Allah yolunda savaşmak budur işte! Gazanız mübarek olsun' mu derdi? Haşa! Ama böyle düşünenler var işte maalesef. Bir zulüm ordusu oldukları halde Peygamber'in ordusu olduklarını zannedenler var.Irak'ta at izinin it izine karıştığını savunduğum yazıyı eleştiren bir kardeşim, 'Direnişe haksızlık ediyorsun. Bazı hatalar yapıyor olsalar da, Amerikan emperyalizmine karşı kahramanca savaşan mücahitlerini taltif etmen gerekir' dedi… İyi de, o 'bazı hatalar' biraz öne geçmedi mi?Irak'ta 'La Şiiyye La Sunniyye, Vahde Vahde İslamiyye' (Ne Şii ne Sünni, yaşasın İslam Birliği) sloganının yerini 'Kahrolsun Şiiler!' ve 'Kahrolsun Sünniler!' naralarının aldığı ve işgal kuvvetlerinin zulmü yetmezmiş gibi Iraklıların da birbirlerine zulmetmeye başladığı günlerden beri şunu söylüyorum: Iraklı direnişçiler manipülasyona, provokasyona, sabotaja açık bir söylem ve yönteme sahipler; doğrudan doğruya işgal kuvvetlerini hedef alan operasyonların haricindeki eylemlerin çoğu şaibeli; bu şaibe, fitneyi besliyor, büyütüyor, altından kalkılamaz hale getiriyor; müthiş bir kan davasına sürükleniyor Irak; bunun önüne geçmek için direnişin çerçevesini, ahlaki sınırlarını, vizyonunu, misyonunu netleştirmek ve cümle aleme ilan etmek lazım…Bağdat sokaklarında masumlar ölüyor, yaralı kadınların ve çocukların çığlıkları yükseliyor… Londra sokaklarında masumlar ölüyor, yaralı kadınların ve çocukların çığlıkları yükseliyor… Bu korkunç manzaralar bizim eserimiz olamaz! Biz de Amerikalılar, İngilizler, İsrailliler gibi ilkesiz, ölçüsüz, ahlaksız bir savaş yürüteceksek, tünelin ucunda ışığı kim yakacak?Yeryüzünde adaleti, esenliği kim müjdeleyecek? Endülüs'te camiler yakılırken ve Müslümanlar Hıristiyan olmaya zorlanırken, Osmanlı Sultanı, Şeyhülislam'a soruyor: 'Misilleme olarak kiliseleri camiye çevirip Hıristiyanları zorla Müslümanlaştırabilir miyiz?' El cevab: 'Zinhar! Aklınızdan geçirmeniz dahi caiz değildir!” Biz işte buyuz! Bu olmalıyız! Bıçağın kemiğe dayandığı yerde bile hukuku gözetmeliyiz.Azgın kafirler dilediklerini yapabilirler, onlar azgın kafirlerdir… Biz yapamayız kardeşim! Biz azamayız! Biz hududullah dahilinde hareket etmeye mecburuz; savaşı kaybetmek pahasına da olsa!Gayret bizden (ama sadece GAYRET bizden), tevfik Allah'tandır. Allah (Subhanehu ve Teala) gayretlerimizi hayreylesin.*Bosna Dayanışma Grubu, Srebrenitsa katliamının 10. yıldönümü münasebetiyle Bosna-Hersek'e bir gezi düzenliyor. Pazartesi günü, 10 bine yakın Müslüman'ın katledildiği Srebrenitsa'da, yeni bulunan toplu mezarlardan çıkarılan şehitlerimiz için düzenlenen cenaze merasimine katılacağız, katil Sırpları ve onların Batılı efendilerini lanetleyeceğiz, zalimlere duyduğumuz kini bileyeceğiz. Ama, Rahmet Peyramberi'nin ümmetine yakışan bir komutan olarak daima minnetle andığımız Aliya İzzetbegoviç'in kabri başında, 'Biz de zalimlerden olursak zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitaba uyacağız!' şiarını bağlılığımızı tazelemeyi de ihmal etmeyeceğiz inşaallah.

Hiç yorum yok: