Önüne belediyenin temizlik kamyonlarının yanaştığı, işçilerin burunlarını beyaz bir bezle kapatarak, içeriden habire birşeyler çıkardıkları çöp evler, evlerine toz kondurmayan biz “normal” insanların tuhafına gider.
Muhabir hararetle anlatır ve biz merakla sorarız: Niçin? Niçin bazı insanlar, kullanıp atmaları gereken pek çok şeyi biriktirmeyi tercih ederler? Evlerinin odaları, birkaç kamyonun zorlukla taşıyacağı, kocaman bir çöp yığınına döner? İşçilerin, son çöplerini doldurup gittikleri o evler gibi, onlarla ilgili sorular da cevapsız kalır. Çöp evlerin sakinleri muhtemelen, ertesi gün yeniden ıpıssız odalarında yeni çöplerini biriktirmeye başlarlar.
Çünkü göğüslerindeki boşluğu doldurmak zorundadırlar. Bu, hayatın onlara musallat ettiği içli bir meşgaledir. Kimse onları bundan alıkoyamaz. Alıkoymamalıda...
Muhabir hararetle anlatır ve biz merakla sorarız: Niçin? Niçin bazı insanlar, kullanıp atmaları gereken pek çok şeyi biriktirmeyi tercih ederler? Evlerinin odaları, birkaç kamyonun zorlukla taşıyacağı, kocaman bir çöp yığınına döner? İşçilerin, son çöplerini doldurup gittikleri o evler gibi, onlarla ilgili sorular da cevapsız kalır. Çöp evlerin sakinleri muhtemelen, ertesi gün yeniden ıpıssız odalarında yeni çöplerini biriktirmeye başlarlar.
Çünkü göğüslerindeki boşluğu doldurmak zorundadırlar. Bu, hayatın onlara musallat ettiği içli bir meşgaledir. Kimse onları bundan alıkoyamaz. Alıkoymamalıda...
***
Çöp evlerin sakinleri, onca poşetin, kartonun, pet şişenin ve envai çeşit atık malzemenin arasında pırıl pırıl, havadar bir yer açıp, oraya gençlik resimlerini koymuşlardır. Sanki çöpler, o resimlerdeki günleri kutlayan birer çelenk olarak kullanılmıştır. Kimbilir, belki de her gün kalktıklarında küçük bir merasim tertip etmişler, o eski ikbal günlerini asla unutmayacaklarına söz vermişler, resimlerin etrafına bir iki çöp daha ilave edip, anılarının çevresindeki barikatı biraz daha güçlendirmişlerdir. Çünkü hayattan sakınıp saklayacakları bir tek onlar kalmıştır: Gençlik resimleri ve çöpleri. Hapsoldukları devasa yalnızlıklarının içinde, aslında hayatın sahip oldukları son iki değerle yalnızca bir çöp olarak ilgilendiğinden bile haberli değildirler. Bir gün kapılarını çalıp, burunlarını tutarak evlerine dalan steril dünyalılar sayesinde, bunu da öğrenirler. Onlar, bütün gençlikleri ve çevrelerini tahkim ettikleri her şey birer çöptür...
***
Şehrin ana caddelerinden birinin üzerindeki tek katlı ev, uzun süredir hayata yabancı dururdu. Bir gün, bir polis ekibi, belediyenin temizlikten sorumlu adamları ve yerel televizyonların kameraları evi kuşatıverdiler. Komşuların ihbarı asılsız değildi. Yaşlı karı – koca, içeride birkaç ton çöp biriktirmişler ve her nasıl olmuşsa bunu, hayattan sorumlu muhbirlerden saklayabilmişlerdi. Ama buraya kadardı işte. Perdesi sımsıkı çekilmiş odada kamera ışıkları gözlerini alıyor, işçilerin homurtuları kulaklarını kemiriyordu. O gece, bütün yerel televizyon kanalları onlardan bahsetti. Şehirlerinin göbeğinde, hem de en namütenahi yerinde bir çöp ev; olacak gibi değildi. Temizlik Müdürü, böyle bir vakayla ilk kez karşılaştıklarından ve evi sürekli gözetim altında tutacaklarından falan bahsediyordu. Kadın ve adam utanmışlardı. Oysa çöp diye alınıp götürülenler, yalnızca anılarından ibaretti.
Aslında adam şehrin yerlilerindendi ve ekabir bir aileden geliyordu. Ancak zaman, soyağacının bütün dallarını budamış, hanımıyla bir başına bırakmıştı onu. Günde beş kez evinden çıkar, dönerken ihtiyaçlarını giderir, diğer bütün zamanlarını evinde geçirirdi. Paşa dedesinden kalma konak yıkılınca, oradaki pek çok eşyayı getirip, bu tek katlı eve depo etmişti. Eski koltuklar, mutfak eşyaları, giysiler, bakır semaver, bir kama, kömürlü ütü ve daha bir sürü anı işte. Bir de kullanıp atmaya kıyamadıkları şişeler, kavanozlar, konserve kutuları, poşetler...
Lakin ne anlatılacak ne de anlaşılacak bir yanı yoktu bunun. Kendilerini namahrem önünde soyundurulmuş gibi hissedip, utançtan yerin dibine girdikleri o kötü günden sonra adam, uzunca bir süre insanların içine çıkamadı. Çıktığında ise, takım elbise ve kravat giyinmeyi adet haline getirdi. Fakat, soyuna leke sürdüğünü düşünen, gururu incinmiş bir paşa torununun, lekeyi temizlemek için girdiği bu yaralayıcı çabayı kimse anlamayacaktı. Şehirliler, alayla gülümsediler adamın ardından...
Aslında adam şehrin yerlilerindendi ve ekabir bir aileden geliyordu. Ancak zaman, soyağacının bütün dallarını budamış, hanımıyla bir başına bırakmıştı onu. Günde beş kez evinden çıkar, dönerken ihtiyaçlarını giderir, diğer bütün zamanlarını evinde geçirirdi. Paşa dedesinden kalma konak yıkılınca, oradaki pek çok eşyayı getirip, bu tek katlı eve depo etmişti. Eski koltuklar, mutfak eşyaları, giysiler, bakır semaver, bir kama, kömürlü ütü ve daha bir sürü anı işte. Bir de kullanıp atmaya kıyamadıkları şişeler, kavanozlar, konserve kutuları, poşetler...
Lakin ne anlatılacak ne de anlaşılacak bir yanı yoktu bunun. Kendilerini namahrem önünde soyundurulmuş gibi hissedip, utançtan yerin dibine girdikleri o kötü günden sonra adam, uzunca bir süre insanların içine çıkamadı. Çıktığında ise, takım elbise ve kravat giyinmeyi adet haline getirdi. Fakat, soyuna leke sürdüğünü düşünen, gururu incinmiş bir paşa torununun, lekeyi temizlemek için girdiği bu yaralayıcı çabayı kimse anlamayacaktı. Şehirliler, alayla gülümsediler adamın ardından...
***
Belki de tam şu anda, yaşadığımız şehirde herhangi bir semtin herhangi bir saklı evinde, ucun ucun çöp biriktiriyordur bazı yaşlılar. Kadınlar, poşetlerden, tıpkı genç kızlıklarında olduğu gibi yastıklar yapıyor, kavanozları tabaklar gibi bir yerlere diziyorlardır. Adamlar, gazetelerin sayfalarında, delikanlılıklarından kalma güzel bir müsabakayı anımsayıp, tarihi geçecek olsa da itinayla katlıyorlardır o sayfaları. Dokundukları her şey, o dokunuş anlarını sakladığı ve sırf bu yüzden insanlardan daha vefalı olduğu için, onları asla kapı dışarı etmeyeceklerdir. Kıymetbilir bir dost olarak, ölünceye kadar yanlarında alıkoyacaklardır. Varsın insanlar onlara çöp adam, çöp kadın desinler, ne kıymeti var bunun. Hem nasıl olsa hiçbir zaman anlamayacaklar; eşin, dostun, çoluk çocuğun ebediyen terk ettikleri kocaman ev içlerinde, eşyalarla kurdukları muhabbetin koyuluğunu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder