06 Temmuz 2005

ÇOCUKTUM DA GALİBA

dizlerimdeki yaralar çiziklerdi
kırgınlıklarım
ya da oyun bozan, mızıkçı dostlar
her saklambaç sonrası
her gün bir, iki, üç ve sekiz
derken uyku…

sek sek oyunlarındaki kutuları
saymak gibi geçerdi
tattığım acı
oyuncağımın kırılması
ve ağzıma sürülen biber
her gülüşüm elimden kaçan
uçan balonumun O’nu buluşunaydı

her ayrılık
sabah çıkan ve sıcacık ekmek ile dönen
baba gibi
ya da uykuyla inatlaşan
gözlerimi kandıran masallar gibi
mutlu sonla bitmeliydi

her utanç yırtık çoraplarını
kirli ellerini
komşu evlerine girerken
saklamak gibi hafif atlatılmalı
su gibi silinmeliydi

“carpediem”” diyen büyüklere inat
büyümeyi özlemek
tonton nineleri, aksakallı dedeleri sevmekti
olgunlaşmak
ne çok olgunmuşuz demek

arkamda bıraktığım hayallerim
uçurtmam kadar özeldi
çizgili defterler arasında unutulmuş
aynaya bakmaktan korkan
arada bir eski fotoğraflara
bir tebessüm ve “ah!”
ile bakınan bir ihtiyarı oynamaktı
çocukluğuma sığınmak
ve bencilce
ben oynamıyorum
diye haykırmak

şimdi bir garip çocuk olmak vardı
bir minik çocuk
o zaman ne kolaydı
günahlardan kaçınmak…
(Öznur Bostancı)

Hiç yorum yok: