06 Temmuz 2005

Öyle Yapayalnız Ki Hayat…

Farkın Aynılığı ya da ‘Uzak’

Dokunulmaz diyarlardan gelen bir yağmur damlası gibi güne damlayan gün ışığı. Kim bilir kaç pencereye tıkladı, kaç korkulu kabusu sona erdirdi ya da kaç kişi tarafından bir mecburiyetle kabul edildi içeriye. Sıkı sıkıya kapattığım kalın perdelerimin aciz kalışına şahit olsam da her sabah, biliyorum teklifsiz haylaz bir çocuk gibi sızıvereceksin bulduğun ilk aralıktan içeriye. Başka çare yok, açmalı önce gözleri sonra perdeleri dünyaya… evren bazen hiç farkında olmadan kuşatıveriyor insanı. Pencereme asılan arsız gün ışığına açarken perdeleri, hiç farkında olmadan içeriye alıveriyorum sokağın bütün hengâmesini. Gözlerimi ilk açtığımda İstanbul ile karşılaşmış olsam da alışmak olmuyor bunun getirisi. Cadde, sokak sel olup akıyor. İnsan denen varlık görünmez oluyor böyle vakitlerde. Şimdi önümdeki bu kaldırımlardan geçen insanlardan biri dursa hayat duracakmış gibi. İstikametsiz kalabalığın her birinin tek tek kafasında kendi haritası ve herkes gittiği yerden öyle emin ki… Bütün bu hengâmeye karşı umarsız bir şekilde devrini sürdüren günlerin parıltılı yazlarını şükürle karşılamalı herhalde. Yeryüzünün herhangi bir köşesinde ya da bugün burada olmakla eşdeğer bir ilişki kurup yollara düşünce, kendimle karşılaşabilirim böylesine kalabalık bir caddede. Varlığımı fark etmemiş gibi çarpıp geçen her omuzun aslında çok benzer ama farklı bir beden olduğunu idrak ettiğim an bütün farklar ortadan kalkacak ve insanca bir hikâye dolduracak her yanı. O da aynı benim gibi, öteki de, bir diğeri de… aynıyız işte. Üretim şekillerinin fabrika usulü ürettiği şey insanlık değil; üretilen bu yollar, caddeler ve yetişmek zorunda olduğumuz işler. Yoksa böyle bir sanallığın ürettiği bir insanlık olamaz. Allah’a şükür ki olamaz. İyi ki olamaz. Eğer olsaydı tutunup savunacağımız bir insanlık da kalamazdı geriye. Şimdi caddenin ortasında gökten düşmüş gibi bir dakikalığına olduğum yerde durup da baktığım zaman çevreye; insanız işte. Ufak hesaplarımızla, hayallerimizle, kırıklarımızla; sınırlandırılmış bedenlerimize rağmen, birbirimizi yok saymamıza rağmen, hararetli bir yaz gününde terleyen ve muhtelif serin düşler kuran insanlarız. Çarpacak kadar yakın ama hiç erişilemeyecek kadar uzak hayatlara sahip olabilmenin zenginlik sayılmayacağı aşikâr. Çünkü “öyle kalabalık ve yapayalnız ki hayat”…

Hiç yorum yok: