15 Aralık 2005

'Sonsuz ölüm'ler ve 'bin gün'lük utanç: Yenildiler!

20 Mart 2003'te Amerikan/İngiliz askerleri Mezopotamya Savaşını başlattı. Tarihi değiştireceklerdi. Batı'nın zafer tarihine bir yenisini ekleyeceklerdi. Güçlerini bütün dünyaya ilan edeceklerdi. Ortadoğu haritasını yeniden çizeceklerdi. "Yeni bir dünya" kurmanın ilk adımını atmış olacaklardı.

Birkaç hafta sonra Bağdat'a girdiler ve Saddam'ı devirdiler. ABD Başkanı George Bush, zafer konuşmasını yapmakta gecikmedi ve "Amerika'nın başardığını" bütün dünyaya ilan etti. Ancak savaşın bitmediğini, aslında yeni başladığını anlamakta gecikmediler. Kendilerini çiçeklerle karşılamasını bekledikleri insanlar, vatan ve özgürlük için beklenenden çok erken harekete geçmişlerdi.

İlk zamanlar günde birkaç saldırı yapan direniş güçleri bugün her gün yüzün üzerinde saldırılar yapıyor. Aylık saldırı ortalaması 3 bin. İlk zamanlar birkaç terörist dedikleri direnişçiler dünyanın en güçlü ordusunu rezil etme aşamasına geldi.

Yanılmışlardı... Saddam'ı yakaladılar. Bu sefer işi bitirdiklerini açıkladılar. Ardından seçimler yaptılar. Yine ikna edemediler. Yine kontrol edemediler. Yine hakimiyet sağlayamadılar. Yine yanıldılar. Direniş güçlenerek devam etti.

Kukla yönetimler kurdular. Yine başaramadılar. Hepsinde yanılmışlardı. Perşembe günü yeni bir "seçim" yapıyorlar. Yine yanılacaklar. Seçime katılan Sünniler savaşa da devam edecek.

Neler yapmadılar ki… Mezhep savaşı çıkarmak istediler. Binlerce insanı esir kamplarında tuttular. Akılalmaz işkenceler yöntemleri uyguladılar. On binlerce insan öldürdüler. Gizli işkence merkezleri kurdular. İşkence uzmanlarını Irak'a götürdüler. Tecavüzden toplu katliama kadar insan neslini aşağılayan suçlara imza attılar. Ülkeyi yağmaladılar, kültürel değerlerini çaldılar, milyarlarca dolarını kaçırdılar, bu topraklara ait ne varsa aşağıladılar. Sindiremediler. Yüzbinlerin direnişini kıramadılar.

Direnişe karşı terör örgütleri kurdular. Irak halkına karşı terör saldırıları düzenlediler. Ülkenin aydınlarını, liderlerini, bilim adamlarını öldürdüler. Öldürülen akademisyenlerin sayısı, çoğu profesör altmışın üzerinde. Öldürülen çocukların sayısı kaç? On binlerce insan şehit oldu. Bunların kaçı çocuk, kaçı kadın, kaçı yaşlı?

Bütün bu vahşet uygulamalarına rağmen başaramadılar, ülkeyi kontrol altına alamadılar. Tarihte böyle kanlı bir demokrasi görüldü mü?

Bu Irak halkının değil, Amerika'nın seçimi. Yine başaramazlarsa ellerinde tek bir kozları kalıyor: Saddam Hüseyin. Yekte tutuyorlar. Pazarlık için. Bağdat havaalanındaki görüşmede Donald Rumsfeld'in tekliflerini reddetti. Bundan sonra kabul edecek mi? Etse bile ne değişecek? "Saddam kozu" da "zafer" getirmeyecek!

Panikteler… Dünyanın en güçlü devleti, dünyanın en güçlü ordusu, dünyanın en korkulan istihbaratı, dünyanın en etkili diplomasisi başarısız oldu. İngiliz emperyal mirasına rağmen, günümüzün Lawrence'larına rağmen, bunca işbirlikçiye rağmen başaramadılar. Telaş içindeler. Zaferlerini kabul ettirmek zorundalar. Utanç içinde çekilmekten korkuyorlar. Bir şekilde itibarlarını kurtarma yolunu bulmak zorundalar.

İşgal sırasında ve sonrasında kibirden yanlarına yaklaşılmıyordu. Kimseyi önemsemiyorlardı. Hiçbir fikre tahammülleri yoktu. Nasihatleri küçümsediler. Doğru bilgileri reddettiler.

Kaybettiklerini anladılar. Önlerine gelenden yardım istemeye başladılar. Türkiye gibi bölge ülkelerini işin içine çekip sıyrılmaya çalışıyorlar. Irak'ta ilk kez dengeler yeniden kuruluyor. Bütün hesaplar yanlış çıktı.

İşgalin üzerinden "bin gün" geçti. "Sonsuz özgürlük" değil, "sonsuz ölüm"lerle dolu bin gün. Çekilecekler. Ama bir şey daha yapacaklar. Irak'ı korkunç hava saldırılarıyla yakacaklar. Binlerce insanı daha öldürecekler!

[İbrahim Karagül, 14 Aralık 2005, Y.Şafak]

Hiç yorum yok: