Türk Kadınları Kültür Derneği ve Ailem Türkiye birlikte “Kadın ve Tasavvuf” konulu bir günlük sempozyum düzenledi. 16 Aralık’ta gerçekleşen toplantıda yerli ve yabancı bilim adamları, mutasavvıflar ve tasavvuf ehli kişilerin güzide topluluğu akılları ferahlattı.
Samiha Ayverdi’nin doğumunun 100. sene-i devriyesi hatırasına düzenlenen toplantı, mistisizmde kadına bakışı inceledi.
“Kadını tanımak, insanı tanımak; insanı tanımak Allah’ı tanımaktır” diye başlayan el kitapçığında insanın İlahi cevher olarak yorumlanışı var. Batı’da “insan insanın kurdudur” diyen ve yalnızlığı öven, onu överken kendi dışındaki insanları “iki ayaklı hayvan” diye niteleyen filozoflarla taban tabana zıt bir insan tasavvuru. Elbette, insana böyle bir bakış ve tasavvurun felsefesini kuran bu büyük âlimler kadından nefret edeceklerdi. Hepsinde Schopenhauer’den Nietzsche’ye, kadın düşmanlığı vahşi, deli incir gibi fışkırır. Kadından nefretleri gemlenemez bir at gibi tepinir durur sayfaların arasında. Oysa bizim kitabımızda “Allah insanı kendi suretinde yarattı.” der. Adem’den de Havva yani kadın zuhur etti. Allah, er ve kadın. Kabulümüz bu. Batı ise ilk günahın adını kadın koyar.
Erkek ve kadının bedene tabi olduğu Batı’ya göre bizde ruh asla vücut haline girmez. Kadın ya da erkek tamamıyla “fenafillah” mertebesine ererlerse, vücutları nihayet bulur. Er kişi olur. Her ne kadar zahir cihetiyle erkek kadına galip görünse de kadın mana cihetiyle erkeğe galiptir. Kadına hürmet manto tutmak ya da kapı açmakla sınırlı gösteriş değildir. Kadına hürmet, ona her zaman için incelikle davranmaktır. Ârif kişinin kadına hürmeti, Allah’a muhabbetidir. Nerede ârifliği arayan dersen, ariflik içimizde isimsiz durur.
Yaratılışta erkeğin bir parçası olan kadın, hakikat itibarıyla erkeğin aynıdır. Bütünün parçaya muhabbeti, diğer eşyaya muhabbetinden fazladır elbette. O nedenle Hz. Mevlana der ki: “Kadınlara muhabbet etmeyen ve mağlup olmayanlar, akılsız cahillerdir. Muhabbet eden ve mağlup olan ise akillerdir (akıllılar). Onun için, hayvan dişisine muhabbet etmez ve mağlup olmaz. Bu insana verilmiş bir haslettir.” Bunu bir konferansta söylediğimde erkek dinleyicilerden biri ‘Bu gerçekten var mı, siz mi uydurdunuz?’ diye sormuştu. Ne kadar dine uzak yakın anlayın artık. Kadına bakışından vazgeçmek ne kadar zor geliyor.
Allah’ın yaratıcılık sıfatına mahzar ettiği kadının fendini, cinselliğini kullanarak para, makam ya da istediğini elde etmesinin konumuzla bir alakası yoktur. Hz. Mevlana, “O Hakk’ın pertevidir, Hâlık’tır güya, mahluk değildir.” der: “Hakk, güya bu ince perdeden görünür.” buyurur.
Allah’ın indinde makbul olan Hz. Meryem için okuduklarımız onun ruh makamına erişmesinin kanıtları. Nefis ruhun ham halidir. Hz. Mevlana, ‘Üzüm korukken nefs, olgunlaşıp üzüm olunca ruh adını alır.’ diyor. Hz. Meryem, Hz. Hatice koruğun üzüm olma halidir.
‘Kadın insanı Allah’a yaklaştırır ve erdirir’ diyen İbn-i Arabi Hazretleri ile ilgili Lübnan’dan gelen Prof. Su’ad El Hakim müthiş bir konuşma yaptı. Onu daha sonra yazacağım, bütünlüğü bozmamak için.
Aşkın kadındaki tezahürü TEK’i sevmeyi, TEK’ten de Allah’a gitmeyi ifade eder. Kadınlar tek bir erkeği sever ve âşık olurken erkeklerin çoklu yerlerde dolaşması İbn-i Arabi’de açıklanır gibi. Tek kadını Hz. Hatice’yi ölünceye kadar ve sonrasında hep seven Peygamberimiz neden Müslüman erkeklerin örneği değil acaba? Tıpkı Batılı zihinler gibi onu çok eşli düşünmek hoşlarına gittiğinden mi? O dönem ve koşulların çokluğunun bugünün anlamıyla ilişkisi olmadığı aşikar. Bugünün gözüyle dünü toparlayıp işine geleni almak hak mı?
Aşk önce kadından zuhur etmiştir. Aşk, Allah’ın sıfatıdır. Hz. Âdem, aşkın zuhurunu Havva’dan gördüğü için ona âşık oldu. Resüllullah Efendimiz de; “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” dedi. Namazla eşdeğer sevgide kadına kusur edenler utansın. Türk Kadınları Kültür Derneği Başkanı Cemalnur Sargut Hanım insanın erlik makamını böyle tarif eyledi.
Samiha Ayverdi’nin doğumunun 100. sene-i devriyesi hatırasına düzenlenen toplantı, mistisizmde kadına bakışı inceledi.
“Kadını tanımak, insanı tanımak; insanı tanımak Allah’ı tanımaktır” diye başlayan el kitapçığında insanın İlahi cevher olarak yorumlanışı var. Batı’da “insan insanın kurdudur” diyen ve yalnızlığı öven, onu överken kendi dışındaki insanları “iki ayaklı hayvan” diye niteleyen filozoflarla taban tabana zıt bir insan tasavvuru. Elbette, insana böyle bir bakış ve tasavvurun felsefesini kuran bu büyük âlimler kadından nefret edeceklerdi. Hepsinde Schopenhauer’den Nietzsche’ye, kadın düşmanlığı vahşi, deli incir gibi fışkırır. Kadından nefretleri gemlenemez bir at gibi tepinir durur sayfaların arasında. Oysa bizim kitabımızda “Allah insanı kendi suretinde yarattı.” der. Adem’den de Havva yani kadın zuhur etti. Allah, er ve kadın. Kabulümüz bu. Batı ise ilk günahın adını kadın koyar.
Erkek ve kadının bedene tabi olduğu Batı’ya göre bizde ruh asla vücut haline girmez. Kadın ya da erkek tamamıyla “fenafillah” mertebesine ererlerse, vücutları nihayet bulur. Er kişi olur. Her ne kadar zahir cihetiyle erkek kadına galip görünse de kadın mana cihetiyle erkeğe galiptir. Kadına hürmet manto tutmak ya da kapı açmakla sınırlı gösteriş değildir. Kadına hürmet, ona her zaman için incelikle davranmaktır. Ârif kişinin kadına hürmeti, Allah’a muhabbetidir. Nerede ârifliği arayan dersen, ariflik içimizde isimsiz durur.
Yaratılışta erkeğin bir parçası olan kadın, hakikat itibarıyla erkeğin aynıdır. Bütünün parçaya muhabbeti, diğer eşyaya muhabbetinden fazladır elbette. O nedenle Hz. Mevlana der ki: “Kadınlara muhabbet etmeyen ve mağlup olmayanlar, akılsız cahillerdir. Muhabbet eden ve mağlup olan ise akillerdir (akıllılar). Onun için, hayvan dişisine muhabbet etmez ve mağlup olmaz. Bu insana verilmiş bir haslettir.” Bunu bir konferansta söylediğimde erkek dinleyicilerden biri ‘Bu gerçekten var mı, siz mi uydurdunuz?’ diye sormuştu. Ne kadar dine uzak yakın anlayın artık. Kadına bakışından vazgeçmek ne kadar zor geliyor.
Allah’ın yaratıcılık sıfatına mahzar ettiği kadının fendini, cinselliğini kullanarak para, makam ya da istediğini elde etmesinin konumuzla bir alakası yoktur. Hz. Mevlana, “O Hakk’ın pertevidir, Hâlık’tır güya, mahluk değildir.” der: “Hakk, güya bu ince perdeden görünür.” buyurur.
Allah’ın indinde makbul olan Hz. Meryem için okuduklarımız onun ruh makamına erişmesinin kanıtları. Nefis ruhun ham halidir. Hz. Mevlana, ‘Üzüm korukken nefs, olgunlaşıp üzüm olunca ruh adını alır.’ diyor. Hz. Meryem, Hz. Hatice koruğun üzüm olma halidir.
‘Kadın insanı Allah’a yaklaştırır ve erdirir’ diyen İbn-i Arabi Hazretleri ile ilgili Lübnan’dan gelen Prof. Su’ad El Hakim müthiş bir konuşma yaptı. Onu daha sonra yazacağım, bütünlüğü bozmamak için.
Aşkın kadındaki tezahürü TEK’i sevmeyi, TEK’ten de Allah’a gitmeyi ifade eder. Kadınlar tek bir erkeği sever ve âşık olurken erkeklerin çoklu yerlerde dolaşması İbn-i Arabi’de açıklanır gibi. Tek kadını Hz. Hatice’yi ölünceye kadar ve sonrasında hep seven Peygamberimiz neden Müslüman erkeklerin örneği değil acaba? Tıpkı Batılı zihinler gibi onu çok eşli düşünmek hoşlarına gittiğinden mi? O dönem ve koşulların çokluğunun bugünün anlamıyla ilişkisi olmadığı aşikar. Bugünün gözüyle dünü toparlayıp işine geleni almak hak mı?
Aşk önce kadından zuhur etmiştir. Aşk, Allah’ın sıfatıdır. Hz. Âdem, aşkın zuhurunu Havva’dan gördüğü için ona âşık oldu. Resüllullah Efendimiz de; “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” dedi. Namazla eşdeğer sevgide kadına kusur edenler utansın. Türk Kadınları Kültür Derneği Başkanı Cemalnur Sargut Hanım insanın erlik makamını böyle tarif eyledi.
[Nevval Sevindi, 25.12.2005, Zaman-Turkuaz]
