Tataristan, Rusya içinde federe bir devlet... Çuvaşistan, Başkortostan ve Mari Cumhuriyeti arasında... Sibirya ikliminin hâkim olduğu bir ülke... Kışın soğuklar eksi 40 veya 50 derece.. Osman Nuri Beyin tabiri ile; kışın aldığınız ilk nefeste burnunuzun içinde don olduğunu hissediyorsunuz.
Güvercinlerinin yüzde 90'ının ayak parmaklan donup düşmüş; ayakları top top... Volga Nehri donuyor ve üstü otoban yol oluyor... Otobüsler üzerinden şehirden şehire gidip geliyorlar. Nehir üzerinde bir buçuk metrelik buzu matkapla delip balık tutan insanlara rastlıyorsunuz. Kış dokuz ay sürüyor. İklimi hiç bizimkine benzemeyen bu ülkede Türk kolejleri var ve talebeleri en az dört dil biliyor. Bu okullarda pırıl pırıl Tatar ve Rus çocukları okuyor.
İşte bu ülkeye Osman Nuri Bey, ithalat için gitmiş. Başkent Kazanda bir
depo tutmuş ve deri ithal edecek. Orada kendisinden daha önce gitmiş olan Afyonlu Osman isimli bir delikanlıyla tanışır. Osman, deri toplayacak ve Kazandaki işlerinde yardımcı olacaktır. Bir gün Kazana 15 km. uzaktaki depoya giderken, Osman Nuri, Osman'a sorar: "Hangi okulda okudunuz?"
-Kazan Devlet Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde.
-Nerede kalıyorsunuz?
-Ev tuttum.
-Yalnız mı kalıyorsun?
Osman bu soruya cevap vermez. Fakat, Osman Nuri üsteleyince, "Karıştırma be abi!" der. "Sorduk bir kere söyle." der. Osman, "Kızmazsın değil mi?" der. "Kızmam konuş." deyince "Daha önce çalıştığım işyerinde insanlığından, namusundan, karakterinden hoşlandığım bir Rus kızı vardı. Akşam işten çıkınca, otobüs durağına kadar beraber gidiyorduk. İffet ve namusundan hiç kimseye taviz vermiyordu. Beş-altı ay sonra kendisine evlenme teklif ettim. Bir müddet sonra ailesi ile görüştüm. Kabul ettiler. Şimdi onlarla kalıyorum." dedi. Osman Nuri, "memnun oldum. Nikâh var mı?" dedi.
"Yok!" dedi. "Dinî nikah?" yine "Yok." dedi. "Niçin yapmadınız?" dedi. "Basiretimiz bağlandı... Biraz da sıkıntı var." dedi. Osman Nuri, "Benim basiretim bağlı değil. Bugün dinî nikâh yapıyoruz. Bir ay içinde de resmî nikâhı kıydırın." dedi. Osman çok şaşırdı. Osman Nuri, "Kazanda kuyumcu dükkânı var mı?" dedi. Osman "Var!" diye cevap verince "Sür arabayı oraya!." dedi. Osman Nuri, "Bacımın yüzük numarasını biliyor musun?" diye sordu. O, "Bilmiyorum ama benim küçük parmağıma olan, onun yüzük parmağına geliyor." dedi.
Kuyumcu dükkânına girdiler. Alyansları aldılar. Yengenin yüzük numarası on sekiz imiş. Osman Nuri, "Bacımı işyerinden al, eve götür. Yemek yapsın, akşam gelip nikâhı kıyacağız ve yemek yiyeceğiz." dedi. Şaşıran Osman "Hakikaten bugün bizim nikâhımız mı var?" diyordu. Osman Nuri, "Bu yüzükleri süs için almadık ya." dedi. Osman, yengeyi cep telefonuyla aradı ve durumu anlattı. Kız sevincinden çığlık atmış ve çok şaşırmıştı. Osman, "Osman Nuri abi, nikâhı siz kıyacaksınız değil mi?" diye sordu. O da "Evet" diye cevap verdi. Osman, "Ruslar, imamın kıymadığı nikâha itibar etmezler. Seni imam diye takdim edebilir miyiz?" dedi. Osman Nuri, "İstersen müezzin diye takdim et." dedi. Osman sevincinden ne yapacağını bilmiyordu. Osman Nuri, Osman'ı eve gönderdi. Ve "Saat 20.00'de geliyoruz." dedi. Akşam, Mustafa Meydancı, Cengiz Bey ve Burhan Beyle Osman'ın evine gittiler. Osman hâlâ şaşkındı. Osman Nuri imam oldu. Mustafa Meydancı ile Cengiz Bey de şahit oldular. Osman, 'Abi, imamlar burada nikâh kıyarken çok sert davranıyorlar. Sen de biraz ciddi ol." dedi. O da 'Anlaştık." dedi. Osman kızı getirdi. Müslüman olmamasına rağmen saygıdan başını kapatmıştı. Âdet üzerine evlenmeyi kabul edip etmediklerini teker teker soran Osman Nuri'ye "Evet, kabul ettim." diye cevap verdiler. Nikâh duası yapıldı. Kız çok sessiz ve ciddi duruyordu. Sanki her an imamdan bir sertlikle karşılaşacakmış gibi bekliyordu. Her şey bittikten sonra Osman Nuri, onlara bir de fıkra anlattı. Yenge gülerek mutfağa yemeği getirmek için gitti. Artık nikâh merasimi bitmişti. Osman Nuri daha sonra Tataristan’a giderken yengeye hediyeler götürdü. Hatta Sudan'a gitmişti, oradan da hediyeler alarak Tataristan’a gönderdi. Oradan da hep "Osman Nuri Ağabey sen bizim babamızsın!.." diye selamlar geldi. Geçenlerde bir selam geldi ki Osman Nuri günlerce ağladı. Yenge Müslüman olmuştu. Osman, "Kendisine İslam adına hiçbir şey anlatmamıştık. Rabb'im istemiş hidayete ermesini. Bu ne güzellik Abdullah abi... Güneşin üstüne doğup battığı her şeyden daha hayırlı bir şey oldu. Rabb'im istemişti!.." diyor ve gözyaşı döküyor; mutluluk gözyaşları. Biz de hepinize, "Ne mutlu sizlere..." diyoruz.
(Abdullah Aymaz / Zaman - Ailem)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder