Yahudiler konsey filan kurmuşlar ve neredeyse dünyanın dört bir köşesindeki hükümetlerin üst düzey mevkilerine kendi adamlarını yerleştiriyorlarmış!
Ve yine aynı Yahudilerin, dünyayı komple yok ettikten sonra uzayda çeşitli koloniler kurma hazırlığı içinde oldukları da yayılan bilgiler arasında!
Bu Yahudiler öyle güçlüymüş, öyle güçlüymüş ki; onlar ne dese koskoca (!) amerikan yönetimi bile onu yapmak zorundaymış!
Birazcık direnen olursa da Allah muhafaza insanı hükümet olduğuna olacağına bin pişman ederlermiş!
Kimdir bu Yahudiler yahu?
Hakikaten kim yayıyor bu paranoyayı?
Ve neden?
Özellikle Filistin’de, İsrail hükümetindeki Yahudilerin emriyle ve İsrail’de yaşayan bazı Yahudilerin eliyle yapılan katliamları bilmeyen yok.
Başta Amerika olmak üzere, güce ve paraya tapınan ülkelerde, sabır, hasislik, entrika ve dayanışmayla elde ettikleri paraları bazı ülkelerin sefih idarecilerini satın almak için kullandıklarını da çok şükür biliyoruz.
Eeee?
Bu efsaneler kimler tarafından yayılıyor dünyada?
Bu efsaneler kimin işine yarıyor peki?
Ve en önemlisi kimin eliyle yayılıyor?
Bu denli güçlü Yahudi propagandası neden?
İnsanın doğuştan itibaren aradığı ve bir sığınak gibi kullandığı güvenlik hissini kökünden yıkmayı amaçlayan, tutunacak hiçbir dalı olmadığını bilinçaltına, bilinçüstüne ve her bir yere işleyen bu propaganda neden?
“Organize elitler gurubu”, “Derin dünya devleti”, “Kıyamet Senaryosu”, “Dünya imparatorluğu”, “Yahudi oyunu” gibi ortalıkta gırla giden bu ve buna benzer onlarca paranoid tanımlama ne işe yarıyor?
Hadise aslında çok basit: Woddy Allen’ın 1987 yılında çektiği şu meşhur “Radyo günleri” filminin başında haham efendi çocuklardan yeni kurulacak ‘Filistin Devleti’ için para toplamalarını ister, dokuz, on yaşındaki Yahudi çocuklar da ellerinde kumbarayla sokaklara düşüp herkesten, yeni kurulacak Filistin devleti için bağış yapmalarını ister, çocuklardan bazıları toplanan paraların bir kısmıyla kendilerine dondurma alsalar da, bu sahne bize Yahudilerin azim ve kararlılığını anlatan en açık örneklerden birisi.
Onlar işte böyle iğneyle kuyu kazarak ilerlediler.
Bir kavmin azminden, asırlarca süren acısından, peygamberlerine karşı ihanetlerinden, her türlü yoruma açık kutsal metinlerinden, dışarıya kapalı oluşlarından, kendilerine düşmanlık edilmesinden bir dünya miti oluşturmasının, modern Hıristiyanlığın en son numaralarından biri olduğunu düşünüyorum.
Kızılay’a indiğimde bırakın içeriyi, kağının önüne atılan masaların bile dolu olduğu MC Donalds’larda insanların başına silah dayayarak bekleyen tek bir Yahudi görmedim bugüne kadar.
Nefesimin daraldığı, oksijenimi bir anda tüketen marketlerin koka kola, pepsi kola v.s. satılan raflarının önünde nöbet tutan ve diğer markaları almamıza cebren engel olan bir Yahudi de bulunmuyordu üstelik.
Gittiğim evlerde de açık olan televizyonun başında, yalnızca CNN ve Fox gibi kanalları seyretmeği ve sadece bu kanallardan bilgi edinmeği (!) zorlayan, bunun için güç kullanan bir Yahudi’ye de rastlamadım doğrusunu isterseniz.
Bütün dünyaya hükmeden, istediği yerde istediği sonucu alabilecek müdahaleler yapabilen üstün bir Yahudi aklına dair yaygınlaştırılmaya çalışılan bu kanar, nasıl ve niçin oluşturulmaya çalışılıyor?
Seçimleri biz yapıyoruz ama liderleri onlar belirliyor!
Tam işleri yoluna koyacakken, birkaç Yahudi spekülatör ekonomimizi alt üst ediyor!
Aslında biz birlik ve beraberlik içerisinde bir dünya gücü olabiliriz ama Yahudi oyunuyla birbirimize düşürülüyoruz!
Vatandaşlarımızın İslami talepleri ne zaman gündeme gelecek olsa hemen bir krizle karşılaşıyoruz! Tam bir “Yahudi oyunu” öyle mi?
Bu listeyi veya paranoyayı uzatmak mümkün.
Dünyanın tamamında işlerlik kazanılması istenilen bir sistem için böyle bir yönetici akıl mitosunun oluşması gerekliydi ve 19. yüzyıl sonlarından itibaren elden ele dolaşan ‘sion protokolleri’ bunun gerçekleşmesine yardımcı oldu. Dünyanın birçok ülkesinde yaşayan ve hem zengin, hem de sanatta, siyasette etkin durumda bulunan Yahudiler üzerinden böyle bir organizasyonun varlığına dair bir kanaat oluşturmak bir çoklarının işine yaradı.
Bazı Yahudilerin işine yaradı, çünkü yeni dünyanın krallığına getiriliyorlardı; bazı Hristiyanların işine yaradı, çünkü yeni dünya egemenliğine giden yolda güçlü bir ortak olmuşlardı; bazı Müslümanların işine yaradı, çünkü içinde bulundukları duruma, kendilerine bir vebal bulaştırmadan bir suçlu ve bir sebep bulmuşlardı.
Peki bütün bu şaşaalı gücün varlığı tamamen bir safsata ve vehimden mi ibaret? Elbette ki hayır.
Dünyada emperyal bir çıkar birliği için bir arada bulunan ve kendileri için yapılması gerekli gördükleri işlerin yürütülmesinde ortaya çıkan her türlü zulmü, bir hokkabazlıkla kamufle etme başarısı gösteren güçler elbette var.
Ama, problem bu güçlerin varlığı değil. Problem, o güçlere dair zihinlerimizde, gönüllerimize oluşturulan ve bizim de bu sürece bir şekilde katkı verdiğimiz her türlü manipülasyona açık algılama biçimimizde.
Kendi imkanlarımızdan habersiz bir şekilde şeytanın yakasına yapışma hayaliyle koşup duruyor olmamı, aslında başka bir yoldan şeytanın peşine takılıp gitmemizle aynı kapıya çıkıyor. Artık dünyayı ve onda olup bitekleri, güç dengelerini, zafer ve mağlubiyeti, hayatı ve ölümü o kalıplar içerisinde algılamaya başlıyoruz.
Amerika, İsrail’den farklı bir yermiş gibi ABD’nin İsrail’e desteğini çekmesiyle Filistin’deki zulmün biteceğine inanıyoruz. Küfür cephesinin bir millet olduğunu unutup Birleşmiş Milletler’in israil’in sahip olduğu nükleer güce karşı bir denetleme ve imhâ planı ortaya koymamasına öfkeleniyoruz. Mensubiyet bağını güçlendirmek için can attığımız, onun kriterlerine göre bir devlet nizamı kurmayı kurtuluşumuz olarak gördüğümüz AB’nin nasıl olup da ABD/İsrail/İngiliz zulmüne sessiz kaldığına şaşırıyoruz. Evrensel bir sömürü, imha, şirk düzenini bir Yahudi komplosu diye adlandırıp hem karşı konulmaz bir güç olarak fehmediyoruz, hem de bu markanın arkasına gizlenen içimizdekilerden habersiz bir şekilde yaşıyoruz.
Bir de, bu sebeple asıl ıskaladığımız şeyin, her sabah yeni bir hayat kurma imkanıyla üzerimize doğan günün içerisindeki bereket, izzet, hayr, imtihan, akidemiz ve Tevhid, helal ve haram olduğunu unutuyoruz.
Allah’ın (azze ve celle) ‘yeryüzünün halifesi’ olmayı vaat ettiği inananlar için ne kadar da zavallı bir durum.
Şu ‘Yahudi oyunu’ safsatasını bir tarafa bırakıp, içimizdeki mümine ulaşmamız bu kadar zor olamaz!
(Neşe KUTLUTAŞ / Gerçek Hayat Dergisi / 4-10 Haziran 2004)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder