19 Aralık 2005

Liberya’ya iade-i ziyaret

Türk-Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden çok çok özür dilerim. İstanbul’da bir Türk-Afrika Konferansı düzenlediler, üzerinden haftalar geçti, tek satır yazmadım. Bir de “Afrikanist” geçinirim! Neyse, geç olsun, güç olmasın…
Efendiler! Afrika denince aklınıza sadece açlık, AIDS ve iç savaş geliyorsa, emperyalistlerin oyununa geldiniz demektir. Afrika denince aklınıza muazzam bir kültürel, siyasi ve ekonomik potansiyel gelmeli. Mevcut uluslararası sistemi sarsabilecek bir potansiyel. Öyle olduğu içindir ki Britanya-Afrika ve Fransa-Afrika konferanslarının ardı arkası kesilmez. Ve öyle olduğu içindir ki ABD Başkanı George W. Bush, en uzun dış gezisini Afrika’ya yapmıştır. Ve öyle olduğu içindir ki G-8 zirvelerinin değişmez gündem maddelerinden bir tanesi, Afrika’nın mustarip olduğu dertlere deva arayışıdır. Tabii ki yalandır bu deva arayışı. Emperyalistler, Afrika’nın muazzam potansiyelini kontrol altında tutmak için Afrikalıları oyalıyorlar.. “Borçlarınızı silebiliriz” filan diyerek iplerin kopmasını, Afrika’nın kendi yolunu çizmesini, Batı’dan gerçek manada bağımsızlık ilan etmesini geciktirmeye çalışıyorlar. Bu arada Afrika’nın hazinelerini bir güzel yağmalıyorlar tabii. Elmas madenlerini boşaltıyorlar, kakao piyasasındaki manipülasyonlarıyla Afrikalıların ekmeğini çalıyorlar, sonra da “USA for Africa” gibi konser-yardım kampanyalarıyla Afrika’nın hamisi rolünü oynuyorlar. Bu zokayı yutmayan, ‘Siz alçaksınız! Hümanist maskenizi indirin de yüzünüze tükürelim!’ diyen Afrikalı liderleri de demokrasi ve insan hakları havariliği marifetiyle susturmaya çalışıyorlar. Mesela Zimbabve’de yerli halktan gasp edilen toprakları işgalci İngiliz çiftçilerinin elinden alıp yerli halka iade eden Cumhurbaşkanı Robert Mugabe’yi insan haklarına saygı göstermeye (!) davet ediyor ve bu davete icabet etmediği (!) için Mugabe’yi “Afrika’nın Hitler’i” ilan edip Zimbabve’ye ambargo uyguluyorlar. Zimbabve gene iyi durumda. Ruanda’daki emperyalist tezgâh (Hutu-Tutsi savaşı dedikleri şey aslında Anglo-Amerikan emperyalizminin Ruanda’yı Fransız emperyalizminin elinden almak için kurduğu bir tezgâhtı), 1 milyon kişinin hayatına mal oldu.
İstanbul’da toplanan Türk-Afrika Konferansı’nda Afrika Birliği adına konuşan bir zat, Afrika’daki yoksulluğun sömürgecilikten kaynaklandığını, aslında Afrika’nın zengin bir ülke olduğunu, 500 küsur yıldır sömürülüyor olmasına rağmen servetinin tükenmediğini, rahat bırakılması halinde kendi kendine yeteceğini söyledi… Emperyalistler / Neo-kolonyalistler Afrika’dan ellerini çekmeyeceklerdir, ama Afrikalılar bu elleri kırabilirler. Nasıl mı? Afrika birliği davasının fikir babası kabul edilen Edward Wilmot Blyden, 19’uncu yüzyıldan sesleniyor: ‘Afrikalılar güçlerini birleştirmeli ve İslam dünyasının merkezi olan Ortadoğu ile dayanışmaya girmeli!’ Blyden, Liberya Dışişleri Bakanı olarak Osmanlı topraklarını (Mısır, Suriye, Lübnan) ziyaret etmiş ve Batılı kolonyalistlere karşı ortak bir cephe için zemin yoklamıştı. Türk-Asya Stratejik Araştırma Merkezi’nin daveti üzerine İstanbul’a gelen Afrika Birliği temsilcileri de, hiç şüphesiz, böyle bir arayış içindedir. Umduklarını bulmuşlardır inşallah.
Bu vesile ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bir teklifim var: Liberya’ya gidiniz, “Sayın Blyden’in ziyaretini gecikmeli olarak iade ediyorum” deyiniz, Afrika’ya ve Pan-Afrikanizm’e böyle şiirsel bir jest yapınız… Bence harika olur.
(Hakan Albayrak, 19.12.2005, Milli Gazete)

Hiç yorum yok: