02 Temmuz 2005

Fatma Ablama Mektup

es-Selâmu Aleyküm!

Saygıdeğer Fatma Ablam’a…

Yaklaşık 2 - 2,5 ay evvel, Hiçbiryer’inizi okudum. Okurken, sizin ilk romanınız olması hasebiyle, romanınız hakkındaki (acizane) görüşlerimi kitabı bitirişimin hemen ardından size ulaştırmayı planlıyordum. Neden sonra vazgeçtim, ya da nasip olmadı.

Zaman zaman gazetedeki köşenizde romanınızdan bahsettiğinizi gördüm. Gazetenin Kültür Sayfası’nda konuyla alâkalı röportajınız da yayınlandı… Hatta, bir ara “görüşlerinizi bildirirken, lütfen kaç yaşında olduğunuzu, eğitim durumunuzu, (bu da var mıydı emin değilim ama) nereden katıldığınızı da bildirin” türünden bir not bile düşmüştünüz bir yazınıza. Son olarak, Gerçek Hayat’ta yayımlanan röportajınıza şahit oldum. Ve artık –tekrardan- yazmaya karar vermiş bulunuyorum. Hayırlara vesile olmasını ümit ediyorum. (En azından bir taraf için.)

Öncelikle -okurunuzun görüşlerini mercek altına aldığınızda (ki benimkiler mercek altına alınmaya değer mi bilemiyorum) kolaylık olsun diye istiyor olmalısınız- ben 20 yaşında bir gencim, bunu belirteyim. Anadolu İHL mezunuyum. Lise’den sonra Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Coğrafya, Türkçe gibi bölümlerden birine gitme hakkım olmasına rağmen, malum prosedür uygulandığından (ve aslında nasip olmadığından) öyle bir bölümde filan okumuyorum. Açıköğretim’de İşletme okuyorum (4/2). Okulum Eskişehir’de (imiş)…

Bir defa şunu belirtmeliyim; romanınız, beni heyecanlandırdı. Sürükleyici bir roman. “Biz”i anlatıyor olması da artılarından bir diğeri bence… Teknik anlamda yazım hatası filan çok az (2 ya da 3 yerde var, taş çatlasa 4 olur sanırım). Cümleler oldukça zevkle okunabiliyor… Kurguya 100 üzerinden yüz veremem. Fakat sonuçta buradaki hikayelerin (sanırım) pek çoğu yaşanmış. (Zaten siz de, örneğin bu trenle alakalı bölümdeki [gerçi romanın tamamında tren & ray var ama] ‘araştırma’ ile alakalı olarak benim sanımı doğrulayan bir açıklamada bulunmuştunuz.) Kısacası bu anlamda da romanınız benim açımdan önemli.

Romanda Toyota (gerçi Toyata diye yazılmış ama) ve Megane gibi araçların olması ve TEMA’nın işlenmesi ilgimi çekti diyebilirim.

Biliyor musunuz, romanınızdaki Şahin, benim aslında. Hatta bazen benden daha hafif kalıyor Şahin Abim. Hayatımda -erken mi, hele de Şahin’e kıyasla öyle belki de- bir Müjgân oldu ama Müjgân’dan çok daha silik biriydi O. Bana O’nu terk etme hakkını da vermedi üstelik… Öyle de olsa, bu anlamda da, romanınız “benlik.”

Bir de romanınızdaki Halil Ağa. Onu çok seviyorum. Evet, onu çok seviyorum. Trenlere küstürmüşsünüz onu ve ‘tren’ yönümüz uyuşmuyor -elbette bir de yaşımız- ama beni gidip de Hiçbiryer’de temsil ettiğinden ona minnettarım.

Halil Ağa’nın “trenlere küsme nedeni” çok bariz bir şekilde işlenmemiş bence.

Şunu merak ediyorum; acaba Muhsin’ler, hep var mıdır? Yani Hiçbiryer’de bir tane var ama… Onu henüz kestirebilmiş değilim.

Müjgan’ın son mektubu oldukça mükemmel olmuş. “Biz neredeyiz Şahin?” demesi yok mu? Sadece o cümle bile kâfi. Ama sonuna imza da eklenmeli, yoksa olmaz: “Müjgan olmayı talim eden.”

Böyle Müjganlar var mıdır sizce Fatma Abla? Ya da Müjgan gibi Şahinler?.. Bir diğer merakım da bu.

Aslında biliyor musunuz Fatma Abla, beni heyecanlandıran, sevindiren, mutlu eden… bu romanı Fatma Karabıyık Barbarasoğlu’nun yazmış olması. Neşe Kutlutaş da yazsaydı en az yine bu kadar sevinirdim. Ya da Nazife Şişman, Cihan Aktaş…

Ben, size duacıyım. Yüce Rabbim, hizmetlerinize bereket ihsan eylesin, hayırlı hizmetler nasip eylesin…

Son olarak da şunları belirtmek isterim:

1.) Birileri (ki sizi kendi istediğim yönde etkilemek için söylemiyorum ama, sizin öyle olmadığınızı sanıyorum –bu ilk denemem-) birtakım yerlere (gazetelerindeki köşelerine ya da ne bileyim başka bir yerlere) kendileriyle irtibat kurulabilmesi için (olsa gerek) mail adreslerini yazıyorlar. Daha sonra okuyucu olarak siz, birçok zorluğa rağmen o kişiye bir şeyler yazıyorsunuz-gönderiyorsunuz… Karşı taraf sizi hiç ‘takmıyor.’ Buna da ‘çok yoğun olmak’, ‘vakit bulamamak’, ‘bilgisayarı bozulmak’, ‘zar-zor bakabilmek ama cevap yazabilecek kadar vakit bulamamak’… gibi gerekçeler gösteriyorlar. Bence insan boş bile olsa ya da en azından bir ‘teşekkür ederim’ ibaresi içeren bir maili yollamalı cevaben. Ya da not düşmeli adresini düştüğü yerlere: “Gönderecek olduğunuz mesajı kâle alıp almama hakkım mahfuzdur’ gibi…

Bu konuda -olumsuz anlamda- çok tecrübelerim oldu, yazma şevkim kırıldı. Lütfen (istirham ediyorum) bu kırıcılara siz de eklenmeyin.

2.) 30 Ocak 2004’te Kurban Bayramı ile ilgili yazınızda, büyükannenizden bahsetmiştiniz. O çok etkileyici bir yazı idi.

3.) Ve şu “yazar kadın” ile “kadın yazar” meselesi… Yazarın kadın olup olmaması neden önemli? (Bunu size özel sormuyorum)

4.) Son olarak, beni bir kardeşiniz, epey depresif, biraz agresif, biraz garip, epey yalnız, oldukça çaresiz… bir kardeşiniz olarak bilip dua etmenizi istiyorum.

5.) “Yaşanmış hiçbir şey yaşanıldığı andaki kadar canlı ve derin olmuyor kelimelerin bedeninde. Hep bir taraf eksik.”

Size Yüce Rabbim’den, İslâm’a dair olan bütün hizmetlerinizde çok büyük başarılar nasip etmesini niyaz ederim.

Saygılarımı sunarım.

Abdurrahman Yalnız
03.03.04 - Bursa